Abdülkadir Geylani ( K.S) Futhu'l Gayb

İLAHİLER

İLAHİLER

www.serdengecti.org/mp3/files/image/

www.serdengecti.org/

09:09 - 27/4/2009 - yorum {0} - post comment

ABDULLAH İBN-İ SELÂM

ABDULLAH  İBN-İ SELÂM

«Cennet'lik   bir adama   bakmak   kimin   hoşuna giderse, Abdullah    İbn-i   Se-lâm'a  baksın».

El-Husayn ibn-İ Selâm, Yesrîb'deki yahudi alimlerinden birisiydi. Millet ve dînleri değişik olmasına rağmen Medîne halkı ona saygı gösterirdi.

O, halk arasında takva, doğruluk ve dürüstlüğüyle tanınırdı.

El-Husayn sakin ve rahat bir hayat yaşayan, fakat o nisbette fay­dalı ve önemli şeyler de yapan birisiydi.

O, zamanını  üç şeyde geçirirdi:

Havra'da vaaz ve ibâdette...

Bahçesinde hurma ağaçlarını budama ve aşılamada...

Tevrat'ı incelemede...

Tevrat'ı her okuyuşunda; Mekke'de önceki peygamberlerin pey­gamberliklerini tamamlayan ve onlara son veren bir peygamberin çı­kacağını  müjdeleyen haberleri uzun uzun düşünürdü.

Bu beklenen peygamberin niteliklerini ve alâmetlerini araştırır, bundan sevinç duyardı. Çünkü o, peygamber olarak gönderildiği mem­leketini terkedecek ve Yesrîb'i kendine hicret yurdu ve ikâmet yeri edinecekti.

Bu haberleri ne zaman okusa veya hatırından geçirse Allah'tan, bu beklenen peygamberin ortaya çıkışını görmek, onunla karşılaşmak saadetine erinceye ve ona ilk inananlardan oluncaya kadar kendisine uzun ömürler vermesini dilerdi.

Azîz ve Celîl olan Allah, el-Husayn ibn-i Selâm'ın duasını kabul etmiş, ecelini, hidayet ve rahmet Peygamber'i gönderilinceye kadar geciktirmişti...

Peygamber'le görüşüp sohbet etmek ona indirilen hakka iman etmek el-Husayn'a nasip olmuştu.

Bize İslâm'a giriş hikâyesini anlatması için sözü El-Husayn'a bı­rakalım. Çünkü bunu en iyi anlatacak olan kendisidir:

El-Husayn İbn-i Selâm anlatmaktadır:

«— Rasûlüllah'ın [s.a.v.) ortaya çıktığını duyunca; onun ismini, soyunu, niteliklerini, zamanını ve yerini araştırmaya, onlarla bizim ki­taplarımızda yazılı olanları karşılaştırmaya başladım. En sonunda onun Peygamber olduğuna ve davetinin doğru olduğuna kesin kanaat getir­dim. Bunu yahudilerden gizledim ve Medine'ye gitmek üzere Mek­ke'den çıktığım güne kadar Rasûiüliah (s.a.v.) hakkında konuşmadım.

O, Yesrib'e gelip Küba'da konakladığı zaman bize bir adam geldi ve onun geldiğini haber vermek üzere halkın içinde haykırmaya baş­ladı. O anda ben hurma ağaçlarımla uğraşıyordum. Halam, Hafîde bint'ul-Harîs de ağaçların altında oturuyordu. Haberi duyar duymaz:

«—Allahu ekber... Allahu ekber...» diye bağırdım. Tekbir getir­diğimi duyunca halam bana şöyle dedi:

«— Kahrolasıca... Eğer sen İmran oğlu Musa'nın geldiğini duysaydm, bundan daha fazla birşey yapamazdın...»

«— Hala! O, İmran oğlu Musa'nın kardeşidir. Onun dîni üzeredir. Ona  gönderilen, buna da  gönderilmiştir».

Halam sustu ve sonra şöyle dedi:

«~ Kendinden öncekileri tasdik edici ve Rabbinin peygamber­lerini tamamlayıcı olarak gönderildiğini söylediğiniz Peygamber bu rnu?»

«— Evet».

«— Öyleyse iyi...»

Hemen Rasûlüllah'ın (s.a.v.} yanına gittim. Halkın onun kapısında toplandığını gördüm. Zorla aralarına girip ona yaklaştım. Ondan işit­tiğim ilk söz  şu  oldu:

«— Ey insanlar! Selâmı yayınız... Yemek yediriniz. Geceleyin in­sanlar  uyurken  namaz kılınız ki,  Cennet'e selâmetle  giresiniz».

Artık onun hakkında olumlu bir kanaate sahip olmaya ve ondan hoşlanmaya başlamıştım. Onun yüzünün yalancı, bir yüz olmadığına da inanmıştım. Yanına varıp Allah'tan başka tanrı olmadığına, Muhammedin Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet getirdim. Bana döndü:

«—Senin adın ne?» dedi.

«—El-Husayn ibn-i Selâm» dedim.

«— Hayır. Abdullah  ibn-i Selâm» dedi.

«— Evet. Abdullah ibn-i Selâm. Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, bugünden sonra, başka bir ismimin olmasını istemem».

Rasûlüllah'ın [s.a.v.) yanından ayrılıp evime geldim. Karımı, ço­cuklarımı ve akrabamı İslâm'a davet ettim. Hepsi müslüman oldular. Yaşlı olduğu halde halam, Halide de onlarla birlikte müslüman oldu...» Onlara :

«— Müslüman olduğumuzu, size bildirinceye kadar yahudilerden gizleyin», dedim.

«— Tamam- dediler. Rasûlüllah'a (s.a.v.) gidip :

«— Ya Rasûiüliah! Yahudiler iftiracı ve batılla uğraşan bir mil­lettir. Yahudilerin ileri gelenlerini evine davet etmeni ve beni oda­larından birinde saklamanı, sonra onlar müslüman olduğumu öğren­meden önce onların yanındaki itibarımı sormanı ve daha sonra da on­ları İslâm'a davet etmeni rica ediyorum. Çünkü onlar müslüman ol­duğumu öğrenirlerse, beni kusurlu bulurlar ve bana yapmadıkları  if­tira kalmaz...»

Rasûlüllah (s.a.v.) beni odalarından birine aldı. Yahudi ileri ge­lenlerini de evine davet etti. Onları İslâm'a davet etmeye, imanı sev­dirmeye, kendi kitaplarından bildikleri durumunu onlara hatırlatmaya başladı...

Onlar da batıl (asılsız) şeylerle ona karşılık vermeye ve hak ko­nusunda onunla münakaşa etmeye başladılar. Ben de dinliyordum. Ra­sûlüllah (s.a.v.) onların iman etmelerinden ümidini kesince şöyle sor­du :

«— El-Husayn ibn-i Selâm'ın aranızdaki  itibarı nasıldır?»

«__O efendi, çok efendi  bir kimsedir. Alimdir, çok alimdir».

— Eğer o müslüman olursa ne dersiniz? Siz de müslüman olur

musunuz?»

_ Allah korusun. O asla müslüman olmaz.. Allah onu müslü­man olmaktan korusun». Ben de odadan çıkıp yanlarına vardım:

„— Ey yahudîler! Allah'tan korkun. Muhammed'in size getirdiğini kabul edin. Siz onun Allah'ın elçisi olduğunu biliyorsunuz ve onun kitabınız Tevrat'ta adıyla ve sıfatıyla yazılı olduğunu görüyorsunuz...

Ben  onun Allah'ın elçisi olduğuna şehadet ediyorum».

.<— Sen yalan söylüyorsun. Sen kötüsün, çok kötüsün. Cahilsin çok cahilsin» dediler. Böylece bana yakıştırmadıkları ayıp kalmadı. Rasûlüllah'a (s.a.v.) şöyle dedim:

«— Ben sana demedim mi? Yahudiler iftiracı ve batıl şeylerle uğraşan bir millettir. Onlar hain ve yalancı kimselerdir».

Abdullah ibn-i Selâm, pınardan ayrılmak istemeyen susuz kimse gibi İslâm'a ve Kur'ân'a sarıldı. Dili, Kur'ân'ın âyetlerini okur dururdu...

Peygamber'i gölgesinden daha iyi takib ederdi. Kendini Cennet için çalışmaya adadı. Çünkü Rasûlüllah (s.a.v.) onu Sahabe-i Kiram arasında  yayılacak bir  şekilde cennetle müjdelemişti...

Bu müjdenin bir hikâyesi vardır: Kays ibn-i Ubade ve başkala­rı  rivayet etmektedir. Hikâyeyi  nakleden  şöyle, der;

«-— Medine'de Rasûlüllah'ın (s.a.v.) mescidindeki ilim halkala­rından birinde oturuyordum. Halkada cana yakın bir ihtiyar vardı. İn­sanlara tatlı ve etkili bir konuşma yapmaktaydı. Ayağa kalktığında cemaat şöyle dedi:

«— Cennetlik bir adama bakmak kimin hoşuna giderse şuna baksın.>>

Ben :

«—Şu dediğiniz kim? dedim.

<— Abdullah  ibn-i Selâm» dediler. Kendi  kendime:

«— Vallahi, bunun  peşinden  gideceğim», dedim ve peşine düş­tüm.

Yoluna devam ediyordu, nerdeyse Medine'den çıkmak üzereydi, nihayet evine girdi. Evine girmek için izin istedim, girmeme izin verdi ve şöyle sordu:

«— İsteğin nedir, kardeşimin oğlu?»

«— Mescidden çıktığında insanların senin hakkında şöyle dedik­lerini duydum: Kim cennetlik bir adama bakmaktan hoşlanıyorsa, şuna baksın. Seninle ilgili bu haberi incelemek ve insanların senin cennet­lik olduğunu nasıl anladığını öğrenmek için peşine düştüm». Bana şöyle dedi:

«—Cennetlik olanı Allah daha iyi bilir yavrum!»

«— Evet. Ama onların söylediklerinin bir sebebi olması  gerek».

«— Sana bunun sebebini söyliyeyim».

«—  Haydi... Allah sana mükâfatını versin». .

«— Ra'sûlüllah (s.a.v.) zamanında bir gece uyurken rüyamda bi­risi  bana geldi:

  Kalk, dedi. Kalktım. Elimden tuttu. Bir de baktım ki sol taraf­ta bir yol var. O yoldan yürümek istedim. Bana:

  Bırak onu. Bu, senin yolun değildir.. Sağ tarafımda da açık bir yol olduğunu gördüm. Bana  :

  İşte o yolda yürü... dedi. O yoldan yürüdüm. Sonunda yemye­şil,  çok  güzel,  ağaçları gür  bir bahçeye geldim.  Bahçenin ortasında kökü yerde, ucu gökyüzünde olan demir bir direk, tepesinde altından bir halka vardı. Bana:

  Onun tepesine çık, dedi.

   Çıkamam, dedim.

Bir hizmetçi gelip beni direğin tepesine çıkardı. Ellerimle halkayı tuttum. Sabaha kadar ona tutunarak kaldım. Ertesi gün Rasûlüliah'a (s.a.v.) gelip rüyamı anlattım.  Bana şöyle dedi:

  Sol  tarafında  gördüğün yol,  cehennemliklerden  amel defteri sol tarafından verilecek olanların yoludur.

Sağ tarafında gördüğün yol cennetliklerden amel defteri sağ ta­rafından verilecek olanların  yoludur...Yeşillik ve güzelliğine tutulduğun bahçe i'se İslâm'dır. Bahçenin ortasındaki direk, dinin direğidir...

Halka   ise,  ei-Urvetu'l-Vuska   (en sağlam kulpdır). Sen ölünceye kadar daima  ona tutunacaksın».

-----------------

 1- El-İsabe   (es-seade baskısı), IV/80-81

2- Usdu'l-ğabe,   llf/176-177

3- EI-İstîab  (Haydarabad  baskısı),  I/383-384

4- EI-Cerhu ve't-ta'dîl, cilt: II, kısım  II,  H/62-63

5- Tecrîdu esmai's-sahabe, I/338-339

6- Sıfetu's-safve,   1/301-303

7- Tarihu  Halife İbn   Hayyat,  s.  8

8- EI-İber,  1/15-32

9- Şezeratu'z-zeheb,   t/53

10 - Ez-Zehebî, Tarihu'l-felâm,  ii/230-231

11- İbn Âsakir, Tarihu Dimeşk, VII/443-448

12-Tezkiratu'l-huffaz,   I/22-23

13- İbn Hişam,  es-Siretu'n-nebeviyye,  fihristlere  bakınız.

14- EI-Bidaye   ve'n-nihaye,  111/211-212

15 - Hayatu's-sahabe,  dördüncü  ciltteki fihristlere bakmız.

Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/331-336

08:41 - 27/4/2009 - yorum {0} - post comment

Kalbin Yapısı ve Görevleri

 

Kalbin Yapısı ve Görevleri



Kalp veya yürek (Latince: Cor),kalp kası olarak bilinen özel bir tip çizgili kastan oluşmuş kendiliğinden kasılma özelliğine sahip kuvvetli bir pompadır.

Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin korunması, hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gerekir. Bütün bu işlemleri kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sistemi yapar.

Kalp bu sistem içerisinde motor görevi yapar. Kalp insanda dakikada 60-80 vuruş arasında değişen bir hızla günde 9000 litre kanı vücuda pompalar. Günde yaklaşık 100 bin, yılda 40 milyon, tüm insan hayatı boyunca yaklaşık 2,5 milyar kere, hiç durmadan yaklaşık 8 ton kanı vücuda pompalar. Normal bir insanda ortalama ağırlığı 250-300 gramdır.

Kalp memelilerde 4 odacıklı ve 4 kapakçıklıdır. Odacıklar sağ odacıklar ve sol odacıklar olarak 2 ana bölümden oluşur.turkeyarena.com
Sağ bölüm, kanın vücuttan döndüğü odacık olan sağ kulakçık (atriyum) sonra triküsbit kapak adı verilen 3 yaprakçıklı bir kapakçık ile ana odacık olan sağ karıncıktan (ventrikül) oluşur.

  • Kan vücutta oksijeni ve besin öğeleri kullanıldıktan sonra vena cava adı verilen 2 adet ana toplardamar ile sağ kulakçığa gelir.
  • Sağ kulakçıktan kan yerçekimi ve kulakçık kasılması ile aradaki kapak olan triküsbit kapaktan (3 yaprakçıklı kapak) geçerek sağ karıncığa girer.
  • Sağ karıncık ile pulmoner atardamar arasındaki kapağa da pulmoner kapakçık adı verilir. Sağ karıncık kanı pulmoner atardamar adını verdiğimiz bir damar yoluyla akciğerlere pompalar.

Sol bölüme kan akciğerlerden oksijenden zenginleştirilmiş olarak gelir.

  • Sol kulakçığa gelen bu kan yerçekiminin de etkisi ile ve biraz da sol kulakçığın kasılması yardımı ile sonradaki kapak olan mitral kapakçık adı verilen 2 yaprakçıklı bir kapaktan sol karıncığa akar.
  • Sol karıncık ile aort atardamarı arasında aort kapakçığı denilen 3 yaprakçıklı bir kapak bulunmaktadır. Sol karıncıktan temiz kan güçlü kasların kasılması etkisi ile aort atardamarı denilen ana atardamar vasıtasıyla vücuda sunulur.
  • Elimizi göğsümüzün sol tarafına götürdüğümüzde kalbimizden gelen sesin nedeni kulakçık ile karıncık arasındaki kapakçıkların açılıp kapanmasıdır.

Kalp,insanın gögüs boşluğunda iki akciğerinarasında ve gögüs kemiğinin hemen arkasında yer alır.Ergin kadında ortalama 230-280 gr.erkekte ise 280-340 gr ağırlığındadır.Yaş ilerledikçe ağırlığı ve büyüklüğüde artar.Yandaki şekilde görüldüğü gibi dört odacıklı olan kalpte üstteki iki odacığa kulakçık,alttaki iki odacığa karıncık adı verilir.Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üçlü,sol kulakçık ike sol karıncık arasındaikili kapakçık bulunur.Sağ kulakçığa üst ana toplar damar ile alt ana toplar damar bağlanır.Sağ karıncıktan ise akciğer atardamarı çıkar.Sol kulakçığa kalbin en büyük damarlarından biri olan aort atardamarı çıkar.Kulakçıklar ile karıncıkar arasındaki kapakçıklar karıncıklara doğru tek yönde açılır.Karıncıkları atardamarlara bağlıyan açıklıklarda da yarım ay şeklinde üçlü kapakçıklar bulunur.

   Kalbin yapısında içten dışa doğru endokard,miyokard ve perikard olmak üzere üç farklı yapı görülür.

Kalbin çalışması,Kalp kasının kasılıp gevşemesi ile olur.Kalbin her odacığı kasılma sırasında içindaki kanı pompalar,gevşeme sırasında ise kanla dolar.

ENESSAMAN

11:32 - 14/4/2009 - yorum {0} - post comment

Abdülkadir Geylani ( K.S) Futhu'l Gayb -Abdulkadir-i Geylani k.s.nun Diliyle Vazife

Abdulkadir-i Geylani k.s.nun Diliyle Vazife:

Allah-ü Taala'ya ve Hz. Rasulallah'a iman eden şu üç şeyi yapmakla

vazifelidir.

1- Allah'ın emirlerini tutmak....

2- Yasak ettiği şeyleri yapmamak...

3- kimsenin elindekine göz dikmemek, doğru çalışmak, haline razı

olmak....

İnsan, hayatı boyunca, emir, yasak ve kader çizgisi içindedir.

Hiçbir zaman bunların dışına çıkamaz. Dışını Hakkın emirlerine

uydurduktan sonra, iç alemi için 3 vazife başlar.

1- İnsan öz varlığı olan kalbine, iç alemine dönmeli...

2- Ruh, iyilik taraftarı olarak, kötülüğe meyilli duran nefsini

muhasebe etmeli...

3- Böylece bütün gidişatını, yolunu Allah yolunun hakiki

yolcularına uydurmalıdır...

ramazansaman

05:46 - 20/11/2008 - yorum {0} - post comment

Description
konular

«  July 2009  »
MonTueWedThuFriSatSun
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031 

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

Son Yazılar
- İLAHİLER
- ABDULLAH İBN-İ SELÂM
- Kalbin Yapısı ve Görevleri
- Abdülkadir Geylani ( K.S) Futhu'l Gayb -Abdulkadir-i Geylani k.s.nun Diliyle Vazife

Arkadaşlar
Ücretsiz Blog Linkler Tavsiyeci Dizi izle Haber Hatay Forum Sözlük Bebek Resimleri Kayseri Kayseri Haber gelibolu