Abdülkadir Geylani ( K.S) Futhu'l Gayb Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım
konular

mecelle.com210/3/2010
 

Sonraki dönemlerde Fıkh'ın "usûl" ve "fürû" şeklinde iki ana kısma ayrıldığını biliyoruz. Usûl kısmı, dini hükümlerin kaynakları ile bu kaynaklardan hüküm çıkarma metodlarını, fürû kısmı ise mezkür kaynaklardan belli metodlarla çıkarılan, elde edilen hükümleri, dinî-amelî kaide ve talîmatı ihtiva etmektedir.

-

-SAHÂBE DEVRİ

(Fıkhın Gelişme Çağı)

 

A- HULEFÂ-Î RÂŞİDİN DEVRİ

1- Devre Umûmî Bakış

2- Hüküm Kaynakları

3- İctihad ve İftâ Bakımından Sahâbe

4- Sahâbe Devrinde Hüküm ve İctihad Prensipleri ile Bazı Örnekler

5- Sahâbe Devrinde İhtilâf

6- Mezhebler

7- Sahâbe Fukahâsı

Hz. Ebû-Bekr

Hz. Ömer

Hz. Osmân

Hz. Alî

Abdurrahman b. Avf

Abdullah b. Mes'ûd

Zeyd b. Sâbit

Muâz b. Cebel

Ubeyy b. Kâ'b

Ebû-Mûsâ el-Eş'arî

Ebu'd-Derdâ Uveymir b. Âmir

Ubâde b. es-Sâmit

Ammâr b. Yâsir

Huzeyfe b. el-Yemân

Ebû-Zerr el-Ğıfârî

Selmân el-Fârisî

Ebû-Ubeyde b. el-Cerrâh

Ebû-Sa'îd el-Hudrî

Ummu-Seleme

Âişe bt. Ebû-Bekir

Abdullah b. Abbâs

8- Fıkıh Bakımından Devrin Özellikleri

9- Tedvîn

 

B- EMEVİLER DEVRİ

1- Nesil

2- Hadîs Rivâyeti

3- Nazarî Fıkıh

4- Hicaz ve Irak Medreseleri

5- Tâbiûn Fakihleri

6- Tedvîn

-

-ABBÂSÎLER DEVRİ

(Fıkhın Olgunluk Çağı)

A- DEVRE UMÛMÎ BAKIŞ

B- ABBÂSÎLER DEVRİNDE FIKIH

1- Din Bilgileri ve Abbâsîler

2- Fıkhın Genişlemesi ve Gelişmesi

3- Fukahânın İhtilâfı

4- İctihad Hürriyeti ve Mezheblerin Doğuşu

5- Rey ve Hadîs Mektepleri

C- TEDVİN FAALİYETİ

E- FUKAHÂ

 

Üçüncü Bölüme Ek

FIKIH MEZHEBLERİ

 

Birinci Alt Bölüm

(Dört Mezheb)

I- DÖRT İMÂMIN MEDRESE ve ÜSTADLARI

A- MEDRESELERİ

B- ÜSTADLARI

C- HAYAT HİKÂYELERİ

1- Ebû-Hanîfe

2- Mâlik b. Enes

3- İmam Şâfiî

4-Ahmed b. Hanbel

II- DÖRT İMAMIN İCTİHAD USÛLLERİ

A- EBÛ HANİFE'NİN USÛLÜ

1- Ebû-Hanife ve Hadîs

2- Kıyas ve İstihsân

3- İctihadından örnekler

4- Hanefî Mezhebi ve Hiyel

B- İMAM MÂLİK'İN USÛLÜ

1- Kitab

2- Sünnet

3- Kıyas

4- Sahâbî Kavli

İmam Mâlik'in ictihadından örnekler

C- İMAM ŞÂFİÎ'NİN İCTİHAD USÛLÜ

D- AHMED B. HANBEL'İN İCTİHAD USÛLÜ

III- MÜCTEHİD İMAMLAR ve MASLAHAT PRENSİBİ

A- EBÛ- HANİFE

B- İMAM MÂLİK

C- İMAM ŞÂFİ'Î

D- İMAM AHMED B. HANBEL

IV- İCTİHAD ve TAKLİD KARŞISINDA DÖRT İMAM

V- TALEBE VE ESERLERİ

A- EBÛ- HANÎFE

1- Talebesi

2- Kitaplar

B- ŞAFİ'Î

1- Talebesi

2- Kitaplar

C- MÂLİK

1- Talebesi

2- Kitaplar

D- AHMED B. HANBEL

1- Talebesi

2- Kitaplar

 

İkinci Alt Bölüm

(Yaşamayan Mezhepler)

I- el-HASENU'L-BASRÎ MEZHEBİ

II- EVZÂÎ MEZHEBİ

III- SEVRÎ MEZHEBİ

IV- el-LEYS b. SA'D MEZHEBİ

V- TABERÎ MEZHEBİ

VI- ZÂHİRİYYE MEZHEBİ

VII- SÜFYAN b. UYEYNE MEZHEBİ

VIII- İbn. RÂHÛYE MEZHEBİ

IX- EBÛ-SEVR MEZHEBİ

X- el-ABBÂDÂNÎ MEZHEBİ

XI- İbn Ebî-LEYLÂ MEZHEBİ

XII- el-EYLÎ MEZHEBİ

XIII- İBN YESAR MEZHEBİ

XIV- YAHYA b. ÂDEM MEZHEBİ

XV- ŞURAYH MEZHEBİ

XVI- NEBÎL MEZHEBİ

XVII- İbn KÂMİL MEZHEBİ

 

Üçüncü Alt Bölüm

(Sünnî Olmayan Fıkıh Mezhepleri)

I- HAVÂRÎC

II- ZEYDİYYE

III- İMÂMİYYE

 

Dördüncü Alt Bölüm

(Mezheplerin Yayılması)

I- YAYILMANIN ÂMİLLERİ

II- MEZHEBLERİN YAYILMASI

III- GÜNÜMÜZDE FIKIH MEZHEBLERİNİN BÖLGELERİ

 

-SELÇUKLULAR DEVRİNDE FIKIH
(Fıkhın Duraklama Çağı)
A- SİYÂSÎ DURUM
B- FIKIH TARİHİ BAKIMINDAN DEVRİN HUSUSİYETLERİ
1- Taklid Rûhu
2- Münazara ve Münakaşalar
3- Mezheb Taassubu
4- İctihad Kapısının Kapanması
C- TEDVİN HAREKETİ
1- Usûl ve Kitapları
2- Tercih Gayesine Yönelmiş Kitaplar
3- Mezheb Müdâfaasını Hedef Alan Çalışmalar
D- ADLİYE TEŞKİLÂTI VE KANUN
E- BAŞLICA FIKIH BİLGİNLERİ
Hanefîler
Mâlikîlerden
Şâfiîlerden
Diğer mezheblerden

-

-MOĞOL İSTİLÂSINDAN MECELLE'YE KADAR
(Fıkhın Gerileme Çağı)
A- SİYÂSÎ DURUM
B- BU DEVİRDE İCTİHAD ve FIKIH
C- ADLÎ TEŞKİLÂT ve KAZA
1- Anadolu Beyliklerinde
2- İlhanlılarda
3- Karakoyunlu ve Akkoyunlularda
4- Memlûklerde
5- Osmanlılarda
D- HÜKÜM KAYNAKLARI
1- Kanunnâmeler
2- Fıkıh ve Fetvâ Kitapları
E- BAŞLICA FIKIH BİLGİNLERİ ve ESERLERİ
1- İbn el-Hâcîb
2- İbn Abdisselâm
3- Ebû-Şâme
4- el-Karâfî
5- İbn Dakîkı'l-Iyd
6- Ebu'l-Berekât en-Nesefî
7- İbn er-Rif'a
8- et-Tûfî
9- İbn Ruşeyd
10- İbn ez-Zemelkânî
11- İbn Teymiyye
12- İbn Seyyidi'n-nâs
13- İbn Kudâme
14- Ebû-Hayyân
15- Sadru'ş-Şerîa
16- el-Udfuvî
17- ez-Zehebi
18- İbn Kayyim
19- Dâvûd-i Kaysarî
20- es-Sübkî
21- el-İtqânî
22- İbn es-Sübkî
23- el-İsnevî
24- Cemâleddin Aksarâyî
25- el-Bâbertî
26- et-Teftâzânî
27- Alâuddîn el-Esved
28- İbn Arafe
29- el-Bulqînî
30- Zeynüddîn el-Irâkî
31- İbn Berhân
32- Seyyid Şerif
33- İbn eş-Şihneti'l-Kebîr
34- el-Fîrûzâbâdî
35- Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddîn
36- Molla Fenârî
37- İbn Nâcî
38- İbn el-Vezîr
39- et-Tarablüsî
40- İbn Merzuk
41- el-Bürzülî
42- İbn Hacer el-Askalânî
43- Aynî
44- İbn el-Hümâm
45- Hızır Beg
46- Celâleddin el-Mahallî
47- İbn Kutlubuğâ
48- Molla Hüsrev
49- Sinan Paşa
50- Hocazâde
51- Molla Gûrânî
52- Şeyh İbn el-Vefâ
53- Molla Lutfî
54- Süyûtî
55- Zenbilli Ali Cemâlî Efendi
56- İbn-i Kemâl
57- Sa'dî Çelebi
58- Şeyhzâde
59- İbrâhîm el-Halebî
60- İbn Nüceym
61- Ebu's-Suûd
62- Hâmid Mahmûd Efendi
63- Hoca Sa'düddîn Efendi
64- Aliyyu'l-Kaarî
65- İbn er-Râşîd
66- Hayruddîn er-Ramlî
67- Bolevî Mustafa Efendi
68- İbrâhîm el-Kürdî
69- Çatalcalı Alî Efendi
70- el-Makbilî
71- Şâh Veliyyullah
72- el-Emîru's-San'ânî
73- Seyyid Abdulkadir el-Kevkebânî
74- el-Mağribî es-San'ânî
75- eş-Şevkânî
76- İbn Âbidîn

-

-MECELLE'DEN ZAMANIMIZA KADAR
(Uyanış Çağı)
A- İSLÂM DÜNYASI
B- İCTİHAD ve FIKIH
C- ADLİYE TEŞKİLÂTI ve KANUNLAŞTIRMA
1- Mahkemeler
2- Kanunlaştırma ve Kanunlar
a) Türkiye'de
b) Diğer İslâm Ülkelerinde Kanunlaştırma
Mısır
Suriye
Irak
Ürdün
Lübnan
Fas ve Tunus
Hindistan ve Pâkistan
Endonezya
c) Kanunlaştırma Hareketinin Sebepleri
d) Kanunların Umûmî Vasıfları
D- MECELLE
1- Mecelle Vaz'ının Âmilleri
2- Medenî Kanun Çevresinde Yapılan Mücadele ve Münakaşalar
3- Mecelle Cemiyeti
4- Mecelle'nin Muhtevâ, Sistem ve Metodu
5- İstinad Ettiği Kaynak ve İctihadlar
6- Mecelle'nin Tenkidi
7- Mecelle'nin Ta'dîli Çalışmaları
8- Mecelle'nin İlgâsı ve T. Medenî Kanununa Geçiş
9- Mecelle Üzerine Çalışmalar
E- SON DEVİR FUKAHÂSI
1- el-Leknevî
2- el-Mercânî
3- Kadri Paşa
4- Sıddık Hasen Han
5- Ömer Hilmî Efendi
6- Cevdet Paşa
7-8- el-Azîmâbâdî
9- Abduh
10- el-Kaasimî
11- el-Hudarî
12- Ali Haydar Efendi
13- Reşîd Rizâ
14- Elmalılı Hamdi Efendi
A- TÜRKİYE'DE
B- DİĞER ÜLKELERDE
F- TEORİ VE PRATİKTE İSLÂM HUKUKUNUN BUGÜNÜ VE GELECEĞİ
1- Prof. Fuad Köprülü'nün Değerlendirmesi
2- René David
3- Prof. Dr. Hasen Hâmid Hassân

-

 

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

mecelle.com110/3/2010
 

-6- Hz. Peygamber ve Ashâbının İctihadı:
Fıkıh Usûlü kitaplarında Rasûlullah'ın ictihad ederek hükme varmasının caiz olup olmadığı tartışılmıştır. Tartışmanın bir tarafına göre O'nun din konusunda her söylediği vahye dayanır (Necm: 53/4), bilgi ve hüküm kaynağı olarak vahiy bulununca da ictihada ihtiyaç yoktur. Diğer tarafa göre ise O'nun söylediklerinin vahye dayalı olması, Kur'ân âyetleri ile ilgilidir, Kur'ân-ı Kerîm'de ne varsa hem mânası ve hem de sözleri ile Allah'a aittir. Allah tarafından Rasûlüne vahyedilmiştir. Sünnete gelince bunun büyük bir kısmının mânası yine Allah tarafından vahyedilmiştir, sözleri ise Allah Rasûlüne aittir ve bunların da önemli bir kısmı O'nun sözleri ile değil, ashâbın anlayış ve kavrayışlarına göre kendi sözleri ile rivayet edilmiştir. Sünnetin bir kısmının ise hem mânası ve hem de sözleri Rasûlullah'a aittir. Şüphesiz Rasûlullah'ın ictihadı, Allah'ın kontrolü altındadır, ashâbın ictihadı da Allah Rasûlü'ne arzedildikten ve O'nun tasvibini aldıktan sonra Sünnet hükmüne geçmektedir. Ancak bu gerçek, onların ictihad etmediklerine, ictihad yolunu kullanmadıklarına delil olmaz.

-Hz. Peygamber'in ictihadından örnekler:
a) Bedir savaşında alınan esirlere yapılacak muâmele hakkında bir vahiy gelmemişti. Hz. Peygamber meseleyi ashabiyle istişâre etti. Hz. Ömer öldürülmeleri, Hz. Ebû-Bekir fidye karşılığında salınmaları fikrini ileri sürdüler. Resûl-i Ekrem de ikinci fikre katıldı. Bu istişârî ictihad üzerine gelen âyet şöyle diyordu: "Yeryüzünde savaşırken düşmanı yere sermeden esir almak hiç bir peygambere yaraşmaz. Gerçi dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah âhireti kazanmanızı ister; Allah aziz ve hakîmdir. Daha önceden Allah'tan bir hüküm gelmiş olmasaydı aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azap gelirdi."(19) Bu vahiy üzerine Rasûl-i Ekrem ağlıyarak şöyle demiştir: "Fidye aldıkları için ashâbıma azâb şu ağaç kadar yaklaşmıştı... Eğer azap gelseydi Ömer'den başkası kurtulamazdı."(20)
Allah Teâlâ, ictihadında hatâ edenlere azâb etmiyeceğini beyan ettiği için azap bahis mevzûu olmamış, fakat hatâyı açıklamıştır.
b) Bazı münafıklar Tebük Seferine katılmamak için mazeretler uydurmuş ve Hz. Peygamber'den izin almışlardı. Allah Teâlâ bunun üzerine Rasûlüne şüple hitap etti: "Allah seni affetsin! Doğrular sana belli olup yalancıları da bilmeden önce niçin onlara izin verdin?"(21)
c) Hanımlarından birine Rasûl-i Ekrem şöyle demiştir: "Eğer kavmin küfürden yeni ayrılmış olmasalardı Kâbe'yi Hz. İbrahîm'in temelleri üzerine yeniden yapardım."(22)
d) Misvâk hakkında: "Ümmetime güçlük çıkarmış olmasam her namaz için misvâk kullanmalarını isterdim."(23)
Bunlar Hz. Peygamber'in, mesâlih ve mefâsidi, fayda ve zararı göz önüne alıp mukayese ederek de hüküm ve karara vardığını göstermektedir.
e) Peygamberimiz (s.a.) eşlerinden Zeyneb b. Cahş'ın odasında onun sunduğu bal şerbetini içmiş ve bu sebeple orada biraz fazlaca kalmıştı. Bu durum diğer iki eşinin kıskançlığını tahrik ettiği için aralarında sözleşerek ağzından kötü bir kokununun geldiğini söylediler. O da bir daha bal şerbeti içmemek üzere yemin etti. Bu hükmü ve davranışı vahiy mahsûlü olmadığı, kendi ictihad ve takdirine dayandığı içindir ki, hâdise üzerine gelen âyet (vahiy) şöyle diyordu: "Ey peygamber! Eşlerinin rızâsını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (Tahrîm: 66/1)
f) Bedir savaşında Rasûlullah (s.a.) askeri kuyuların başladığı yere yerleştirmişti. Sahâbeden el-Habbâb "Bunu, vahiy ile mi yoksa şahsî görüş ve takdirinize göre mi yaptınız" diye sordu, vahiy ile olmadığı cevabını alınca "Uygun olanı kuyuları arkamıza almamız ve düşmanı sussuz bırakmamızdır" dedi. Hz. Peygamber bu reyi uygun bularak yeri değiştirdi. Muhtemeldir ki, Peygamberimiz düşmanı insan dışı canlılara benzeterek "onlar nasıl sudan mahrum edilemez ise bunlar da edilemez" kıyasını yapmıştı. el-Habbâb ise savaş durumunu ve düşmanın hayat hakkının bulunmadığını göz önüne alarak bir başka kıyâs veya istidlâl ile zikredilen görüşünü ileri sürdü.
g) "Annem vefat etti, adayıp da tutamadığı orucu var, onun namına ben tutsam olur mu?" diye soran kadına "Annenin bir borcu olsaydı da sen onu ödeseydin borcu ödenmiş olmaz mıydı" buyurdu, kadın "Evet ödenmiş olurdu" deyince "Allah'a olan borç ödenmeye daha lâyıktır" dedi.(24)
h) Oruçlu iken eşini öpünce orucunun bozulduğunu zanneden Ömer'e "Su ile ağzını çalkalasan orucun bozulur mu idi?" cevabını verdiler.(25)
ı) Şu örnekler Allah Teâlâ'nın O'na doğrudan hüküm verme ve kaide koyma selâhiyeti verdiğini, "şu konularda dilediğin hükmü ver ve koy" dediğini göstermektedir:
"Hâmile kadınların çocuklarını emzirmelerini yasaklamak istedim, sonra Bizans ve İran kadınlarının bunu yaptıkları halde çocuklarına zarar vermediğini hatırlayarak yasaklamaktan vazgeçtim."(26)
"Ümmetime güçlük verecek olmasaydım her namazdan önce dişlerini misvak ile temizlemelerini emrederdim."(27)
Rasûlullah (s.a.) müslümanlara hac ibâdetinin farz olduğunu bildirirken birisi "Her yıl bir kere yapmak farz mı" diye sormuştu, Peygamberimiz şöyle buyurdular: "Evet deseydim her yıl haccetmeniz farz olurdu, buna da güç yetiremezdiniz. Size bir şeyi buyurmadığım müddetçe siz de beni kendi halime bırakın, sizden öncekilerin mahvolması ancak peygamberlerine durmadan gelip gidip soru sormaları yüzünden olmuştur."(28)
"Mekke'nin ağacı kesilmez, otu yolunmaz" buyurdukları zaman Abbâs "Mekke ayrığı (izhir) müstesnâ" demiş, Peygamberimiz de bunu tasvib ederek tekrarlamışlardır.(29) Yasaklama teferruâtına kadar vahiy mahsûlü olsaydı bir sahâbînin sözü üzerine mezkür istisna yapılmazdı.
Hayber'in fethinde akşam olunca askerler ocakları yakmış ve kazanları üzerine koymuşlardı. Hz. Peygamber ne pişireceklerini sorunca "Ehlî eşek eti" cevabını verdiler. Bunun üzerine "Kazanları dökün ve kırın" buyurdu. İçlerinden birisi "İçindekini döküp yıkasak olmaz mı" diye sorunca "Bu da olur" cevabını verdiler.(30)

Sahâbenin ictihadından örnekler:
a) Hz. Peygamber Muâz'ı kadı olarak Yemen'e gönderirken ne ile hükmedeceğini sormuş, Muâz da -Kitap ve sünnetten sonra- "Reyimle ictihad ederim" demişti. Bu cevap Rasûlullah tarafından tasvip edilmiştir.(31)
b) Hendek savaşının sonunda Hz. Peygamber: "Hiç biriniz Benû-Kurayza'ya varmadan ikindiyi kılmasın!" buyurmuştu. Hedefe varmadan ikindinin vakti daralınca sahâbe ikiye ayrıldı; bir grup "Bundan maksat bir an önce oraya yetişin demektir" diyerek ikindiyi yolda kıldılar. Diğer grup ise hadisin lafzına bakarak yola devam ettiler. Hz. Peygamber duruma muttali olunca her iki tarafın da ictihadını hoş karşılamış, hiçbirini kınamamıştır.(32)
c) Yolculukta su bulamayan iki sahâbî teyemmüm ederek namazlarını kıldılar; biraz gidince su buldular, birisi abdest alıp namazı yeniden kıldı. Diğeri yeniden kılmadı. Sonradan durumu Resûlullah'a bildirince şöyle buyurdu: "Sen iki defa sevap aldın; senin de yaptığın sünnete uygundur ve kıldığın (tek) namaz sana kâfidir."(33)
d) Benî-Kurayza Ahzâb savaşında müslümanlara hıyanet etmiş ve anlaşmayı bozmuşlardı. Savaştan sonra müslümanlar duruma hâkim oldular. Benî-Kurayza kendilerine yapılacak muâmele konsunda Sa'd b. Muâz'ı hakem kıldılar, Sa'd, "eli silah tutan erkeklerinin katledilmesine, kadın ve çocuklarının ise esir edilmelerine" hükmetti, bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) "Onlar hakkında Allah'ın hükmü ile hüküm verdin" buyurdu.(34) Sa'd bu hükmünde kıyâs ictihadını kullanmış, hıyanet eden ve antlaşmayı bozanların fiilini, devlete başkaldıran âsîlere, yahut savaş esirlerine kıyas etmiştir.
e) Bir seferde Ammâr b. Yâsir ihtilâm olmuş ve uyanınca bütün vücudunu toprak üzerinden geçirmek suretiyle teyemmüm etmiş ve namazını kılmıştı. Beraberinde bulunan Ömer ise bu şekilde teyemmüm etmemiş ve namazını da kılamamıştı. Seferden dönünce durumu Rasûlullah'a anlattılar. Peygamberimiz dirseklere kadar ellerin ve kolların, çene altına kadar yüzün toprakla meshedilmesi şeklinde yapılan teyemmümün yeterli olduğunu, toprakta yuvarlanmaya gerek bulunmadığını ifade buyurdular.(35) Bu ictihadda Ammâr, teyümmümü su ile yıkanmaya benzetmiş (kıyas etmiş) ve bütün vücudu kaplaması gerektiğine hükmetmişti. Ömer (r.a.) ise "kadınlara dokunmuş ve su bulamamış iseniz temiz toprakla teyümmüm edin" meâlindeki âyeti (Mâide: 5/) cinsî birleşme durumuna varmayan okşama olarak anlamış ve cünüb olan için teyemmümün yeterli olmayacağına, yıkanmanın gerekli bulunduğuna hükmetmişti.
f) Bir seferde Amr b. Âs ihtilâm olduğu için teyemmüm etmiş ve komutan sıfatıyle cemâate imam olarak namaz kıldırmıştı. Seferden dönünce hadiseyi Hz. Peygambere aktardılar, teyemmümünü uygun buldu, fakat imam olmasını hoş karşılamadı. Bu ictihadda Amr, tek başına olanın halini imamın hali ile bir tutmuş, Hz. Peygamber ise bu kıyâsın uygun olmadığına işaret buyurmuşlardır.(36)
g) Sahâbeden Ebû-Sa'îd el-Hudrî bir görev yolculuğunda, akrep sokmuş bir müşriki Fâtiha sûresini okuyup üfleyerek tedâvî etmiş ve karşılığında birkaç koyun almıştı. Yol arkadaşlarından bir kısmı bunun caiz olup olmadığı konusunda tereddüt geçirmişler ve dönünce Rasûlullah'a sormuşlardı; "Peygamberimiz bunu tasvib ettiler

-

-Kur'ân-ı Kerim'de "senden soruyorlar" ifâdesi onbeş defa zikredilmiştir. Ve bunların sekizi fıkıhla alâkalıdır

-İki defa da "senden fetvâ istiyorlar" sözü geçmiştir

-

-

Medine Devir Fıkhı'nın Özellikleri:
Bu devirde ve dolayısıyla İslâm'da dünya hayatı ile ilgili hüküm ve kaidelerin (muâmelât) dayanağını, iyi ve faydalı olanı sağlamak, kötü ve zararlı olanı uzaklaştırmak, kaldırmak (celb-i menâfi', def'i-mefâsid) şeklinde hulâsa etmek mümkündür. Buna kısaca "maslahata riâyet" de denir. Şimdi sıralayacağımız hususiyetler bu esasın çeşitli görünüşleridir:

a) Tedric:
Gerek Kur'ân-ı Kerim ve gerekse onun en sağlam tefsiri ve tamamlayıcısı olan sünnet bir anda indirilmemiş ve buyurulmamıştır. Bu iki kaynağın teşrî (hukukî düzenleme) faaliyeti 23 yıla yakın bir zamanı kaplamıştır. İslâm'ın binası böylece basamak basamak, taş taş, tuğla tuğla tamamlanırken insanların onu daha iyi ve daha kolay anlamaları, öğrenmeleri ve kavramaları sağlanmıştır. Unutmamak gerekir ki, vahyin ilk muhâtabları okuma ve yazma ile alâkaları az olan, daha çok hâfızalarına güvenen araplardır.
Bu tedric ve hedefe adım adım gidiş de birkaç şekilde olmuştur:

aa) Zaman içinde tedrîc:
Bundan maksad hükümlerin bir an ve zaman içinde değil, uzun bir zaman içinde arka arkaya gelmiş olmasıdır.

ab) Hükümler içinde tedrîc:
Mükellefiyetler hep birden gelmediği gibi gelenler de zamanla tekemmül etmiş, istidat ve intibak kazanıldıkça tamamlanmış ve arttırılmıştır. Meselâ: Namaz önce sabah ve akşam iki vakit iken sonra beş vakit olmuştur. Zekâtın miktarı önce sınırlandırılmamış, herkesin istek ve gücüne bırakılmış, sonra miktarlar sabit ve mecburî hâle getirilmiştir. İçki (şarap) önce yasaklanmamış, sadece zararlı olduğu bildirilmiş, sonra sarhoş iken namaz kılmak menedilmiş, en sonunda da kesin olarak yasaklanmıştır.
İslâm'ın ilk yıllarında müslümanlar azlık olduğundan düşmanları ile savaş emrolunmamış, onların yaptıklarına karşı af ve sabır istenmiştir. Sonra müslümanlar çoğalınca müdâfaa harbine izin verilmiş(4) daha sonra da din yüzünden baskı kalkıncaya, din ve vicdan hürriyeti hâkim olancaya kadar savaşılması farz kılınmıştır.(5)

b) Kolaylık:
Bu devir hükümlerinde göze çarpan bir hususiyet de kolaylıktır. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah Teâlâ'nın kullarına güçlük çıkarmak istemediği, kolaylık ve hafiflik istediği açıkça ifade edilmiştir.(6)
Resûl-i Ekrem (s.a.) de: "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin; sevdirin, nefret ettirmeyin" buyurmuş, ümmetine güçlük olmasın diye bazı hususları emretmemiştir.(7)
Yalnız bu devre mahsus olmayan kolaylık hususiyetinin bazı örnekleri:
Hastalık, yolculuk, tazyik, yanılma ve unutma bazı hükümlerin hafiflemesi için mazeret kabul edilmiştir. "Zarûretler haramı mübah kılar" kaidesi de aynı esasa dayanır.
Kitâp ve Sünnet çok mükellefiyet getirmemiş, teferruâtla meşgul olmamıştır. Mükellefiyetler, dinin gayesi olan dünya ve âhiret saâdetini temine yetecek kadardır; ne eksik ne de fazla. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Allah bazı şeyleri farz kılmıştır onları elden kaçırmayın, bazı sınırlar koymuştur onları çiğnemeyin, bazı şeyleri haram kılmıştır onları işlemeyin, unuttuğu için değil de size acıdığı için bazı hususlarda sükût etmiştir onları da araştırmayın, üzerine düşmeyin."(8)

c) Nesih:
Nesih, daha sonra gelen bir hükmün önceki hükmü kaldırması demektir. Sadece bu devrede bazı âyet ve hadîsler diğerlerinin hükmünü kaldırmıştır. Bunun hikmeti ilk müslümanları tedrîcen alıştırmak, terbiye etmek, irşadı kolaylaştırmaktır. Bu konu aşağıda ele alınacaktır.
Giriş çerçevesinde verilen bu genel bilgilerden sonra Hz. Peygamber devrinde Fıkh'ı daha yakından ve detaylı olarak ele alabiliriz.

 

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

mecelle.com10/3/2010
 

Fıkıh-1=anlamak, kavramak, idrak etmektir.

Ebû Hanîfe fıkıh'ı: "Kişinin, leh ve aleyhindeki şeyleri bilmesidir."

İmam Şâfiî de fıkhı: "Dinin ameli hükümlerini, muayyen delil ve kaynaklarından alarak elde edilen bilgidir"

fıkhın içine "ibâdât, muâmelât, uqûbât" girmektedir. Fıkıh, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden vefatına kadar geçen on yıl gibi çok kısa bir süre içinde tamamlanmış, sistemleştirilip tedvin edilmesi için de 57 yıl gerekmiştir.

 

Hz. PEYGAMBER DEVRİ

(Fıkhın Doğuşu)

 

Giriş

A- MEKKE DEVRİ

B- MEDİNE DEVRİ

I- HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE FIKIH

A- HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE USÛL

1- Kur'an-ı Kerîm (nuzulü, yazılması, neshi, toplanması...)

2- Sünnet

3- İcmâ

4- Kıyâs

5- İstidlâl (telâzüm, istishâb, istislâh, istihsân...)

B- Hz. PEYGAMBER DEVRİNDE FÜRÛ

Mekke Dönemi

1- Namaz

2- Beş vakit namaz

3- Temizlik

4- Cuma namazı

Medine Dönemi

Birinci Yıl

1- Hutbe

2- Ezân

3- Nikâh

4- Cihad

5. Belediye nizamı

İkinci Yıl

1- Oruç

2- Bayram Namazları

3- Fıtır sadakası

4- Kurban

5- Zekât

6- Kıblenin Değiştirilmesi

7- Ganîmetler ve taksîmi

Üçüncü yıl

1- Miras Hükümleri

2- Boşanma

Dördüncü yıl

1- Yolculuk ve Savaş Halinde Namaz

2- Recm Cezası

3- Arâzî ıktâ'ı

4- Teyemmüm

5- İffete İftira Cezası

6- Örtünme ve İstizân

7- Hac ve umre

Beşinci yıl

1- Yağmur Duâsı ve Namazı

2- Îlâ

Altıncı Yıl

1- Anlaşma Kaideleri

2- Hac ve Umre Yolunda Engelleme

3- Alkollü İçkiler ve Şans Oyunlarının Yasaklanması

4- Zıhâr

5- Vakıf

6- Isyân ve haydutluğun cezâsı

Yedinci Yıl

1- Bazı Yiyeceklerin Yasaklanması

2- Zırâî Ortaklık

Sekizinci yıl

1- Mekke'nin Kutsîliği ve Dokunulmazlığı

2- Kısâs

3- Alkollü içki satışının yasaklanması

4- Müddetli Evlenmenin Yasaklanması

5- Hukuk karşısında eşitliğin ilânı

6- Kabir Ziyaretine İzin Verilmesi

Dokuzuncu yıl

1- Çıplak Tavâfın Yasaklanması

2- Mulâ'ane

Onuncu Yıl

1- İnsan Haklarının İlânı

2- Vasıyet, neseb, nafaka ve borçla ilgili hükümler

3- Cezanın Şahsîliği

4- Vasıyetin üçte birle sınırlandırılması

5- Faizin Yasaklanması ve Akit Hürriyeti

II- RASÛLULLAH'IN DEVRİNDE KAZÂ VE NOTERLİK

A- KAZÂ

B- İFTÂ

C- NOTERLİK ve RESMÎ YAZIŞMALAR

 

A- MEKKE DEVRİ:
Hz. Peygamber M. 610 yılında vahye muhâtap olmuş, vazifesi icâbı dini tebliğe başlamış ve 622 yılına kadar Mekke'de kalmıştır. Bu müddet içinde (13 yıla yakın) Kur'ân-ı Kerim'in üçte birinden az eksiği nâzil olmuştur.
Bu devrede Allah Resûlü'nün (s.a.) tebliği daha çok inanç ve ahlâk sahasına yönelmiştir. Zaten ibadet ve hukukî münasebetler bu iki temel üzerine oturmaktadır. Mekke'de fıkıh hükümleri hem azdır, hem de umûmî, küllî bir karakter arzetmektedir.

HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE USÛL
1.Kurani kerim
2.sünnet
3.icma
4.Kiyas
5.istidlal

İbnu'l-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân isimli eserinde bazı hocalarından şunu nakletmiştir: Bakara sûresinde bin emir, bin nehiy (yasaklama), bin fıkıh hükmü ve bin haber vardır

Fıkh'ın ilk tedvininin (kitapta yazılı hale getirilişinin) de, Kur'ân-ı Kerîm'in yazılması ile gerçekleştiği söylenebilir

Hicretten sekiz yıl önce Hz. Ömer'in müslüman olmasında etkili olan âyetler kızkardeşinin elinde yazılı bulunuyordu.

Resûl-i Ekrem'in dünya hayatı son bulduğunda Kur'ân-ı Kerîm'in tamamı hem yazılmış, hem de birçok kişi tarafından ezberlenmiş durumda idi

Ebû-Bekir halîfe olup yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarda birçok hâfız şehid düşünce, Hz. Ömer'in teklifi üzerine, Zeyd b. Sâbit başkanlığında bir komisyon kurdu ve çeşitli ellerde bulunan Kur'ân parçalarının bir araya getirilerek yeniden yazılmasını, bir kitap (mushaf) halinde toplanmasını istedi

Osman'ın halîfeliği zamanında yine Zeyd b. Sâbit'in başkanlığındaki bir heyet ana nüshayı çoğalttı ve belli merkezlere birer nüsha gönderildi

-

Âyetin hükmünü tamamen ortadan kaldıran değişikliği nesih sayanlardan İbnu'l-Arabî, Süyûtî gibi araştırıcılar sayıyı yirmiye, Faslı Hacevî onikiye, Hindistanlı Şâh Veliyyullah beşe indirmişlerdir. Bu beş âyet üzerinde son iki âlimin görüşleri birleştirilince sayının daha da azaldığı görülmektedir.(13) Şöyle ki:
1- "İçinizden birine ölüm yaklaştığında, eğer geride mal bırakıyorsa ana-babasına ve akrabasına vasıyet etmesi gereklidir." (Bakara: 2/180) meâlindeki âyeti, "Allah çocuklarınızın miras haklarını size şöylece bildirip emrediyor: Erkek, kadının aldığının iki mislini alacaktır..." (Nisâ: 4/11-12) meâlindeki âyet neshetmiştir. "Vârise vasıyet yoktur; yâni bir kimse ölüye zaten vâris oluyorsa buna ayrıca vasıyet yoluyla mal verilmez" meâlindeki hadîs ise nesheden âyete açıklık getirmektedir.
2- Cumhûra göre kocası ölen kadının koca evinde bir yıl oturma hakkı ve yükümlülüğü (Bakara: 2/240), bekleme müddetinin (iddetin) dört ay on gün olduğunu bildiren âyet (Bakara: 2/234) ile vasiyet ise miras âyeti ile kaldırılmıştır. Koca evinde iddet süresince kalma (süknâ) hakkı, böyle bir hakkın bulunmadığını bildiren hadîs (Buhârî, Tefsîr, 2/41; Talâk 41, 50) ile neshedilmiştir. Şah Veliyyullah'a göre nesih söz konusu olmadan şöyle bir formül ileri sürülebilir: Ölen kocanın daha önce böyle bir vasıyette bulunması farz değil, caiz veya müstehabdır, kadın ise bu vasiyete uyarak koca evinde kalmaya mecbur değildir, muhayyerdir (s. 24).
3- Diğer müelliflerle beraber Hacevî'ye göre "Ona güç yetirebilenler üzerine yoksulları doyuracak bir fidye gereklidir" (Bakara: 2/184) meâlindeki âyet, oruca gücü yetenlerin dilerlerse oruç tutmayıp her oruç için bir fidye (fitre miktarı bedel) verebileceklerini ifade etmektedir ve bu âyet "İçinizden Ramazan ayına ulaşan onda oruç tutsun" (Bakara: 2/185) emri ile neshedilmiştir. Şâh Veliyyullah'a göre "Ona güç yetirenler"den maksat fitre verme gücü bulunanlar" demektir ve âyet, oruç tutanların bir de fitre (fıtır sadakası) vermelerinin -imkâna bağlı olarak- gerekli olduğunu bildirmektedir. Burada nesih söz konusu değildir.
4- Müslümanların ona karşı bir de olsalar cihada devam etmeleri gerektiğini bildiren âyet, bu yükümlülüğü ikiye karşı bir şeklinde değiştiren âyet ile (Enfâl: 8/65-66) neshedilmiştir.
5- Belli bir sayı ve zamandan itibaren Hz. Peygambere evlenmeyi yasaklayan âyet (Ahzâb: 33/52) "Sana eşlerini helal kıldık..." (Ahzâb: 33/50) meâlindeki âyet ile neshedilmiştir. Bu konuda Şâh Veliyyullah farklı bir görüş zikretmediği halde Hacevî aksine görüşlerin bulunduğunu, bazılarının burada neshi kabul etmediklerini ileri sürmektedir.
6- Hz. Peygamber ile gizli bir şey konuşmak isteyenlerin önce fukaraya sadaka vermesini isteyen âyet (Mücâdele: 58/12), bunu takip eden âyet tarafından neshedilmiştir.
7- Müzemmil sûresinin yirminci âyetinde, önce gece namazı farz kılınmış, sonra bu hüküm kaldırılmıştır. Hacevî burada da nesihden bahsetmenin uygun olmadığını, âyetin başında gece namazının, -Hz. Peygambere olduğu gibi- bütün mü'minlere farz kılındığına dair bir delâletin bulunmadığını ileri sürmektedir.

-Herhangi bir asırda yaşayan müctehidlerin tamamının bir fıkıh hükmü üzerinde ittifak etmeleri mânasına gelen icmâ, müctehidlerin çoğuna göre ancak Kitâb ve Sünnet'ten bir delile dayanacaktır; yâni bir âyet veya hadisin belli bir hükmü ifade ettiği, başka bir mânaya gelmediği hususunda asrın müctehidleri fikir ve görüş birliğine varmış olacaklardır

-Kitâb ve Sünnet'te yer alan bir hükmün hangi gerekçeye (vasıf, illet) dayandığı bilinir veya ayrı bir ictihad ile ortaya çıkarılır (tahrîcu'l-menât ictihadı yapılır), sonra aynı gerekçeye sahip bulunan, aynı illet ve vasfı taşıyan bir fiil veya nesneye de aynı hüküm verilirse "kıyâs" ictihadı gerçekleşmiş olur

-İstidlâl:
Kur'ân-ı Kerîm'den ve Sünnet'ten, dil bilgisine ve kaidelerine dayanılarak bilgi ve hüküm elde edildiği gibi bu hükümlerin gerekçesine (illetine) dayanmak suretiyle kıyas yoluyla da hüküm ve bilgi sahibi olmak mümkündür. Bunların dışında kalan bilgi ve hüküm elde etme yolları "istidlâl" kelimesi ile ifade edilmektedir.

-İstidlâl:
Kur'ân-ı Kerîm'den ve Sünnet'ten, dil bilgisine ve kaidelerine dayanılarak bilgi ve hüküm elde edildiği gibi bu hükümlerin gerekçesine (illetine) dayanmak suretiyle kıyas yoluyla da hüküm ve bilgi sahibi olmak mümkündür. Bunların dışında kalan bilgi ve hüküm elde etme yolları "istidlâl" kelimesi ile ifade edilmektedir.

-İstishâb:
Sonraki devirlerde hanbelîler ve zâhirîler tarafından çokça kullanılan istishâb "varlığı sabit olan bir hüküm ve durumun geçmişte veya halihazırda da var sayılması" esasına dayanmaktadır ve çeşitleri vardır. Rasûlullah (s.a.) zamanında mevcut olan istishâb üç çeşittir:

aa) Akıl veya hukukun (şer'in) varlık (sübût) ve devamına delâlet ettikleri şeyin var sayılması, var kabul edilmesidir. Meselâ mülkiyetin sübutunu gerektiren sözün sarfedilmesi üzerine bu hakkın sübutu, borçlanma veya itlâf vaki olunca zimmette borcun sübutu, nikâh akdi yapıldıktan sonra karı koca arasındaki "helal olma" hükmünün devamı bu nevi istishâba dayanmaktadır.
ab) Aklın delaleti ile bilinen asıl yokluğun (el-ademu'l-aslî) hukukî hükümlerde de yok sayılması (istishâbı): "Şer'î (dînî-hukukî) bir delil bulunmadıkça, böyle bir delile dayalı bir değişiklik vukubulmadıkça yükümlülük de yoktur" hükmü böyle bir istishâba dayanmaktadır. Meselâ Kitâb ve Sünnet'ten bir delil bulunmadıkça müslümanın, altıncı bir namaz ile mükellef olması düşünülemez.
ac) Bazı nasların özelleştirilmiş, kayıtlanmış olması, bazılarının da -Rasûlullah zamanında- neshedilmiş bulunmaları ihtimaline rağmen -bu ihtimallerin vukuu bilinmedikçe- mezkür naslarla amel edilmesi de bir nevi istishâba dayanmakta, bu naslar anlaşıldıkları ve oldukları gibi yürürlükte kabul edilmektedir. Bu üç nevi istishâb (hükme varma yolu) Rasûlullah zamanında da kullanılmıştır; ancak bunlardan üçüncüsü daha ziyade ashâb için söz konusudur.

-c) Önceki semâvî dinlere ait hükümler:
Bir önceki din çeşitli sebeplerle devrini tamamlayıp yeni bir peygambere ve kitaba ihtiyaç hasıl olunca Allah Teâlâ yeni peygamberi göndermekte, baştan beri devam eden değişmez din prensipleri yanında değişen hüküm ve kaideler koymaktadır. Buna göre prensip olarak her yeni din bir öncekini yürürlükten kaldırmaktadır. Önceki dinlerde mevcut hüküm ve kaidelerin İslâm dini ve müslümanlar bakımından da geçerli olabilmesi için mevsuk ve mûteber bir kaynakta (Kur'ân-ı Kerîm, sahih hadîsler) zikredilmesi ve ayrıca peygamberimiz tarafından yürürlükten kaldırılmamış bulunması şarttır.

-d) İstihsân:
Mezhep müctehidlerinin yaşadığı devri incelerken ele alınacak olan istihsân metodu, "karşılaşan iki delilden daha kuvvetli olanı tercih" esasına dayanmaktadır. Bu metodu gerek Rasûlullah hayatta iken ve gerekse intikalinden sonra ashâbın kullandıkları anlaşılmaktadır

e) Istıslâh:
"el-Mesâlihu'l-mursele" terimi ile de ifade edilen istıslâh metodu kıyâsa bir cihetten oldukça yakınlığı bulunan bir metoddur. Kıyâs yapabilmek için illetin bilinmesine ihtiyaç vardır, illeti tesbitin yollarından biri de münâsebettir, münâsebet illetin (nassa dayalı hükmün gerekçesinin) hikmet ve maslahata uygun bulunmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm'in bir mushafta toplanması, hadîslerin resmen toplattırılıp yazdırılması, minarelerin yapılması, halkı cumaya çağırmak için bir ezan daha (ilk ezan) okutturulması... bu metoda dayalı hükümlere örnektir.

-Gerek istıslâh metodu ve gerekse "harama giden yolu tıkama" mahiyetinde olan seddi-zerîa metodu, Hz. Peygamber'in irşad ve eğitimi ile yetişen ashâb tarafından O'nun yokluğunda kullanılmış, sonra da diğer müctehidlere intikal etmiştir.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

b98/3/2010
Cumhuriyetler

- Âzerbaycan Cumhuriyeti/1918-1920

- Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-I/31 Ağustos 1913

- Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-II/1915-1917

- Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-III/1920-1923

- Türkiye Cumhuriyeti/1923-...

- Hatay Cumhuriyeti/1938-1939

- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti/1983-...

- Âzerbaycan Cumhuriyeti/1991-...

- Kazakistan Cumhuriyeti/1991-...

- Kırgızistan Cumhuriyeti/1991-...

- Tacikistan Cumhuriyeti/1991-...

- Özbekistan Cumhuriyeti/1991-...

- Türkmenistan Cumhuriyeti/1991-...
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

b88/3/2010
Atabeylikler

- Böriler/1117-1154

- Zengîler/1127-1259

- İl-Denizliler/1146-1225

- Salgurlular/1147-1284


Hanlıklar

- Büyük Bulgarya Hanlığı/630-665

- İtil (Volga) Bulgar Hanlığı/665-1391

- Tuna Bulgar Hanlığı/981-864

- Peçenek Hanlığı/860-1091

- Uz Hanlığı/860-1068

- Kuman-Kıpçak Hanlığı/9. asır - 13. asır

- Özbek Hanlığı/1428-1599

- Kazan Hanlığı/1437-1552

- Kırım Hanlığı/1440-1475

- Kasım Hanlığı/1445-1552

- Astrahan Hanlığı/1466-1554

- Hive Hanlığı/1512-1920

- Sibir Hanlığı/1556-1600

- Buhara Hanlığı/1599-1785

- Kaşgar-Tufan Hanlığı/15. asır başları - 1877

- Hokand Hanlığı/1710-1876

- Türkmenistan Hanlığı/1860-1885
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

b78/3/2010
Beylikler

- Tulûnlular/868-905

- İhşidîler/935-969

- İzmir Beyliği/1081-1098

- Dilmaçoğulları Beyliği/1085-1192

- Danişmendli Beyliği/1092-1178

- Saltuklu Beyliği/1092-1202

- Ahlatşahlar Beyliği/1100-1207

- Artuklu Beyliği/1102-1408

- İnaloğulları Beyliği/1098-1183

- Mengüçlü Beyliği/1072-1277

- Erbil Beyliği/1146-1232

- Çobanoğulları Beyliği/1227-1309

- Karamanoğulları Beyliği/1256-1483

- İnançoğulları Beyliği/1261-1368

- Sâhib Atâoğulları Beyliği/1275-1342

- Pervâneoğulları Beyliği/1277-1322

- Menteşeoğulları Beyliği/1280-1424

- Candaroğulları Beyliği/1299-1462

- Karesioğulları Beyliği/1297-1360

- Germiyanoğulları Beyliği/1300-1423

- Hamidoğulları Beyliği/1301-1423

- Saruhanoğulları Beyliği/1302-1410

- Aydınoğulları Beyliği/1308-1426

- Tekeoğulları Beyliği/1321-1390

- Eretna Beyliği/1335-1381

- Dulkadiroğulları Beyliği/1339-1521

- Ramazanoğulları Beyliği/1325-1608

- Doburca Türk Beyliği/1354-1417

- Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti/1381-1398

- Eşrefoğulları Beyliği/13. asır ortaları - 1326

- Berçemeoğulları Beyliği/12. asır

- Yarluklular Beyliği/12. asır

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

b68/3/2010
Devletler

- Kuzey Hun Devleti/48-156

- Güney Hun Devleti/48-216

- Birinci Chao Hun Devleti/304-329

- İkinci Chao Hun Devleti/328-352

- Hsia Hun Devleti/407-431

- Kuzey Liang Hun Devleti/401-439

- Lov-lan Hun Devleti/442-460

- Tabgaç Devleti/386-557

- Doğu Tabgaç Devleti/534-557

- Batı Tabgaç Devleti/534-557

- Doğu Türkistan Uygur Devleti/911-1368

- Liang Şa-t'o Türk Devleti/907-923

- Tana Şa-t'o Türk Devleti/923-936

- Tsin Şa-t'o Türk Devleti/937-946

- Kan-çou Uygur Devleti/905-1226

- Türgiş Devleti/717-766

- Karluk Devleti/766-1215

- Kırgız Devleti/840-1207

- Sabar Devleti/5. asır - 7. asır arası

- Dokuz Oğuz Devleti/5. asır sonu - 6. asır sonu

- Otuz Oğuz Devleti/5. asır sonu - 6. asır sonu

- Basar-Alan Türk Devleti/1380-?

- Doğu Karahanlı Devleti/1042-1211

- Batı Karahanlı Devleti/1042-1212

- Fergana Karahanlı Devleti/1042-1212

- Oğuz-Yabgu Devleti/10. asrın ilk yarısı - 1000

- Suriye Selçuklu Devleti/1092-1117

- Kirman Selçuklu Devleti/1092-1307

- Türkiye Selçuklu Devleti/1092-1307

- Irak Selçuklu Devleti/1157-1194

- Eyyubîler Devleti/1171-1348

- Delhi Türk Sultanlığı/1206-1413

- Mısır Memlûk Devleti/1250-1517

- Karakoyunlu Devleti/1380-1469

- Akkoyunlu Devleti/1350-1502
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

b58/3/2010
Büyük Türk Devletleri

- Büyük Hun İmparatorluğu/M.Ö. 4. asır - M.S. 48

- Avrupa (Batı) Hun İmparatorluğu/374-496

- Ak Hun (Eftalit) İmparatorluğu/4. asır sonları - 577

- Birinci Göktrük İmparatorluğu/552-582

- Doğu Göktürk İmparatorluğu/582-630

- Batı Göktürk İmparatorluğu/582-630

- İkinci Göktürk İmparatorluğu/681-744

- Uygur İmparatorluğu/744-840

- Avrupa Avar İmparatorluğu/6. asır - 805

- Hazar İmparatorluğu/7. asır - 965

- Karahanlılar Devleti/840-1042

- Gazneliler Devleti/962-1187

- Büyük Selçuklu İmparatorluğu/1038-1194

- Harezmşahlar Devleti/1097-1231

- Osmanlı İmparatorluğu/1299-1922

- Timur İmparatorluğu/1370-1506

- Bâbür (Gürgâniyye) İmaparatorluğu/1526-1858

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

b48/3/2010

 MISIR PİRAMİTLERİ
Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır'daki Keops Piramididir. Mısır'ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır. Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır. Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın 4. Sülale devri hükümdarlarından
Keops'un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops'un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir. Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de "Dünyanın Birinci Harikası" olma niteliğine hak kazanmıştır. Piramitler, firavunun mumyası ile hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklıyordu ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır. Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar aşınmıştır. Bazıları 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.000 adet blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.

Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops'un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.
• RODOS HEYKELİ
Rodos'un ilk sakinleri olan Dor'lar, Argos'tan gelen denizci bir kavimdi ve güneş ilahı olan Helios'a taparlardı. Dor'lar Rodos'ta en parlak devrini M.Ö. 3. asırda yaşayan bir medeniyet kurdular. Mısır ve Fenike'nin ürünlerini alıp satarak zengin oldular. Adayı kültür-sanat merkezi, güzel konuşma ve felsefe okulu haline getirdiler. Dor'lar, Makedonya Kralı Demetrios'la yaptıkları bir savaşı kazandıktan sonra, zafer anıtı olarak ve ilahları Helios'a şükran borçlarını ödemek için, Rodos limanının girişine büyük bir Helios heykeli yaptılar. M.Ö.281-280 yılında yapılan 32 metre yüksekliğindeki bu tunç heykel, elinde bir meşale tutuyordu. Bu haliyle Newyork limanındaki Hürriyet Heykeli'ni andırıyordu. Rodoslular bu heykelin kendilerini ve adayı koruduğuna inanırlardı. Bu nedenle her yıl "Helicia" denilen şölenler düzenler, bu heykelin dibinde dört atlı bir arabayı denize atarlardı. İnanışlarına göre, Helios böyle bir arabayla dünyayı dolaşarak insanları gözetlerdi. Rodos heykeli ancak 50 yıl ayakta kalabilmiş ve M.Ö. 223 yılında bir depremde yıkılmıştır. Rodos Kolossosu da denilen bu anıtın heykeltıraşı Lindos'lu Khares'ti. Lindos, Rodos adasının üç büyük kasabasından biridir.

• OLİMPOS'TAKİ ZEUS HEYKELİ
Eski zamanlarda Yunanlılar'ın en büyük festivali, "Tanrıların Kralı Zeus" onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlarıydı. Bugünkü Olimpiyat oyunlarına benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Mısır, Yunanistan ve Sicilya'dan atletler yarışırlardı. Olimpiyatlar ilk kez M.Ö. 776'da başladı. Oyunlar 4 yılda bir düzenleniyordu ve Yunan şehir devletlerinin bütünlüğünü sağlamaya yardımcı oluyordu. Yunanlılar, Yunanistan'ın batı kıyısında Peloponnesus denen bölgedeki Olimpos'ta Zeus adına bir tapınak yaptırmışlardı. Kutsal oyunlar süresince, şehir devletleri arasındaki savaşlar kesiliyor ve oyunlar için Olimpos'a (Olympia) gidecekler için güvenli bir geçiş imkanı sağlanıyordu.
Oyunların yapıldığı yerde bir stadyum ve kutsal bir koruluk vardı. Yunanlılar ilk zamanlarda basit bir yapısı olan tapınağın yerine, zaman içinde oyunların öneminin artmasıyla, yeni ve tanrıların kralının adına yaraşır bir tapınak yapmak istediler. Bunun için Elis'li Libon yeni bir tapınak yapmaya başladı ve M.Ö. 456'da Zeus tapınağı bitirildi.
Tapınak dikdörtgen bir platform üzerine inşaa edilmişti. Binanın yanlarında yer alan 13 adet büyük sütun, tavanı destekliyordu. Her köşede 6 adet sütun vardı. Üçgen şeklindeki tavan heykellerle doldurulmuştu. Kolonların üzerindeki pedimentler, Heracles'in heykelleriyle süslüydü. Tapınağın içerisinde tanrıların kralı Zeus'un görkemli bir heykeli yer alıyordu.
Heykeli, Atina'daki Parthenon tapınağı için Athena heykelini yapan Phidias yapmıştır. Heykel tapınağın batı ucuna yerleştirilmişti. 7 metre genişlikte ve yaklaşık 12 metre yüksekliğindeydi. Zeus, özenle hazırlanmış tahtında oturur şekildeydi. Başı neredeyse tavana değiyordu. Sağ elinde zafer tanrıçası Nike'ı tutuyordu. Sol elindeyse üzerinde çeşitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asası vardı. Altın, abanoz, fildişinden yapılmış olan ve değerli taşlardan kakmaların bulunduğu Zeus'un oturduğu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri yer alıyordu.
Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altındandı. Tasarım, bir ahşap çerçeveye altın ve fildişi levhaların tutturulmasıyla yapılmıştı. Olimpos'un havası çok fazla nemliydi. Bu yüzden fildişi levhaların çatlamaması için tapınağın altındaki özel bir havuzda bulundurulan bir yağ ile sürekli yağlanıyordu.
Roma imparatoru Theodosius I, M.S.255 yılında, bir dinsiz adeti olduğu gerekçesiyle olimpiyatları durdurdu. Daha sonra zengin Yunanlılar, heykeli Bizans'a taşıdılar. Heykel, M.S.462 yılında çıkan bir yangında yok oldu.
Olimpos'ta 1829'da Fransızlar tarafından burada bulunan bazı heykel parçaları Paris'te Louvre müzesinde sergilenmektedir.
Bugün, bölgedeki stadyum restore edilmiştir. Zeus tapınağıyla ilgili birkaç sütun haricinde hiçbir şey kalmamıştır. Heykel ise tamamen yok olmuştur. Ancak, o döneme ait bulunan paralar üzerindeki resimlerden, mabedin şekli hakkında ipuçları elde edilebilmiştir.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

b38/3/2010
• İSKENDERİYE FENERİ
Mısır'da İskenderiye Limanı'nın karşısındaki Pharos Adası üzerine yapılmıştı. Romalılar Mısır'ı ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anılan bir devlet kurmuşlardı. İnşası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştı. Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliğinde olan fener, beyaz mermerden yapılmıştı. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu. Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos'lu Sostratus'tur. Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi. Orta bölüm, yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık 27 metre yüksekliğindeydi. Üst bölüm ise silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı. İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir. Üst kısmı M.S. 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302'de başka bir depremde yıkıldı. 1500 yılında ise bu yapıya ait kalıntılar tamamen yok oldu. Üzerinde inşa edildiği adadan dolayı Pharos olarak anılmış ve bu kelime birçok dile yerleşmiştir. İspanyolca, Fransızca ve İtalyancada Pharos, deniz feneri anlamına gelmektedir. Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki
denizfenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur.
• MAUSOLEUM
Plinius'un bildirdiğine göre, dünyanın yedi harikasından birisayılan Mausoleum, M.Ö. 350 de Mausolos için karısı Artemisia tarafından yaptırılmıştır. "Farklı cephelerin süslemeleri ve mükemmelliği birbirini taklit eden farklı sanatçılar tarafından ele alındı. Leochares, Bryaxis, Skopas ve bazılarının düşündükleri gibi Timotheus'un sanatlarının seçkin mükemmelliği o yapıya dünyanın yedi harikası arasında ün kazandırdı." Antik yazarlardan Vitrivius böyle söylüyor. Romalı tarihçi Plinius'a göre pteron kare şeklindeydi ve çevresinde 36 tane ion stili sütun vardı. Her sütun arasında bir heykel dikiliydi. Pteron’daki kabartmalar Amazonlarla Yunanlıların savaşını gösteriyordu. Pteron üzerinde yirmi basamaklı bir piramit vardı. Piramit beyaz paros mermerindendi. İskenderiye limanının karşısında bulunan paros adasından özel seçilmişti. En üstte quadrika (dört atlı araba) bunun üzerinde ise Mausolos ve Artemisia'nın heykelleri bulunuyordu. Tüm istilalara ve doğal afetlere karşın Mausoleum İS. 1406 yılına dek ayakta kalmayı başarmıştır. Ta ki Alman mimar Schegelholt tarafından yapılan St. Peters kalenin yapımına dek. Bu zamana kadar 1500 yıl ayakta kaldı. Sadece basamakları görünen yapının derinlerine giderek elde ettikleri mermeri yakıp kireç yaptılar. Bazı kabartmalar duvar taşı olarak kullanıldı. Bazılarının üzeri silinerek oymalar kazındı. 1875 de Sir C. Newton kazılara başlar, bazı friz ve Mausoleon ile Artemision'un heykellerini ve büyük aslan heykelleri İngiliz Britich Museum'a taşındı. Mausoleum'un yapımı yarılandığında Halikarnassos'un parası biter ve geri kalan bölümler özveri ile yapılır. Ne yazık ki şu an yapının yerinde görülecek hiç bir şey yoktur. Bu ünlü yapı Halikarnassos'un diğer Karia kentlerinden daha fazla tanınmasını sağlamıştır. Rahip Eustatius 12.yy da "Homeros üzerine açıklamalar" adlı eserinde Mausoleum için ölümsüz pırlanta sıfatını kullanır.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

b28/3/2010
• BABİL'İN ASMA BAHÇELERİ
M.Ö. 450'li yıllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar." demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı Marduk'a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu. Babil, M.Ö. 605'den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete
göre ise M.Ö. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır. Bahçeler Nebuchadnezzar'ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis'i neşelendirmek için yapılmıştı. Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı. Yunanlı coğrafyacı Strabo'nun M.Ö. birinci yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Zincir pompa, biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu. Yunanlı tarihçi Diodorus'a göre bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte ve 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi. İstilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5. ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin, içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.
• ARTEMİS TAPINAĞI
Bizanslı Philon "Babil'in asma bahçelerini, Olimpos'taki Zeus Heykelini, Rodos Kolossusu'nu, yüksek piramitlerin kudretli işçiliğini ve Mausoleus'in mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes'teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümünün gölgede kaldığını hissettim." diye yazmıştı. Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.Ö. 800'lü yıllarda Efes'teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemis'iyle aynı değildi. Yunan Artemis'i av tanrıçasıydı. Efes Artemis'i ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı. Bu eski tapınakta muhtemelen Jüpiterden düşen bir meteorit olduğu düşünülen kutsal bir taş vardı. Tapınak, sonraki yüzyıllarda birkaç kez tahrip olmuş ve yeniden inşa edilmiştir. M.Ö.600'lerde Efes şehri büyük bir ticaret limanı haline geldi ve Chersiphron adlı bir mimar yüksek taş kolonları olan yeni ve büyük bir tapınak inşa etti. Lidya kralı Croesus, M.Ö. 550'de Efes'i ve Anadolu'daki diğer Yunan şehirlerini fethetti. Bu savaş sırasında mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorus'a daha öncekilerin hepsini gölgede bırakan yeni bir mabet yaptırdı. Yeni tapınak öncekinin 4 katı büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre genişlikteydi. Masif bir çatı, yüzden fazla taş sütunla destekleniyordu. M.Ö. 356'da Herostratus adlı biri tarafından çıkarılan bir yangında yanarak tahrip oldu. Bundan kısa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltraşı olan Scopas'lı Paros tarafından yeni bir mabet yapıldı. Romalı tarihçi Pliny'e göre yeni tapınak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre genişlikteydi. Tavanı, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. İnşaat 120 yıl sürmüştü. Büyük İskender M.Ö.333'de Efes'e geldiğinde tapınağın inşası hala
devam ediyordu. M.S. 57'de St. Paul Hıristiyanlığı yaymak için Efes'e geldi. O kadar başarılı oldu ki bundan, şehrin demircisi ve tapınaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapıldı. Çünkü Demetrius tapınaktaki heykellerin bir kısmının sahibiydi ve her yıl tapınağa hacca gelenlerden iyi bir geliri vardı ve insanların dinini değiştirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamına geliyordu. Birlikte ticaret yaptığı diğer kişileri de yanına alan Demetrius heyecan verici ve "Yaşasın Efesliler'in Artemisi" diye biten bir söylev yaptı ve halkı galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paul'un yardımcılarından ikisini tutukladılar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St. Paul, tutuklanan yardımcılarıyla şehri terk etti ve Makedonya'ya geri döndü. 262'de Gotların bir akını sırasında büyük Artemis tapınağı yakılıp yıkıldı. Bir yüzyıl sonra Roma İmparatoru Constantine şehri yeniden inşa ettirdi. Fakat Hıristiyan olduğu için tapınağı restore ettirmedi. Constantin'in çabalarına rağmen Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirlediği liman yok olmuştu. Nehrin taşıdığı alüvyonlar tarafından deniz şehirden uzaklaşmıştı. Zamanla şehir sakinleri kenti terk ettiler. Mabedin kalıntıları başka yapıların ve heykellerin yapılmasında kullanıldı. British Museum'dan John Turtle Wood 1863'de tapınağı araştırmaya başladı. 1869'da 6 metre derinlikte, çamurların içinde tapınağın temellerini buldu. Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museum'a götürdü. 1904'de yine aynı müzeden D.G. Hograth'ın liderliğindeki bir ekip kazılara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine inşa edilen 5 tapınak olduğunu keşfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapınağın yerini belli etmek için, bataklık halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmiştir.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

b18/3/2010
7 HARİKA NEDİR?
İnsanların çağlar boyunca hayran kaldıkları büyük eserler, asırlar boyu sanatçılara ilham, onlara yaklaşma ve onları geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermiştir. Tarihi açıklayan, insan gücünün ve kabiliyetinin tanıkları olan bu şaheserlere ilgi duymayan nesiller, yaratıcılıklarını kaybetmişler, içinde bulundukları nesillerin medeniyet yarışında geri kalmalarına sebep olmuşlardır. Bu sebeple, bütün dünya için eşsiz birer kaynak ve hazine olan bu eserlerin bilinmesinde büyük faydalar vardır. Tarihçiler, yazarlar ve sanatkarlar, yüzyıllardan beri "Dünyanın en büyük ve en güzel anıtları hangileridir, nerede, ne zaman ve niçin yapılmışlardır?" sorularına cevap aramışlardır. M.Ö. 4. yüzyılda Sidon'lu Antipatros ilk defa, kendi çağında yeryüzünde mevcut olan yedi büyük ve güzel anıtı "Dünyanın Yedi Harikası" olarak
adlandırmıştır. Heykeltraşlık ve mimarlık şaheseri olan bu eserler şunlardır:
• Mısır Piramitleri
• İskenderiye Feneri
• Babil'in Asma Bahçeleri
• Efes'teki Artemis Tapınağı
• Olimpos'taki Zeus Heykeli
• Kral Mausoleus'un Mozolesi
• Rodos Heykeli
Antipatros'un, yaşadığı çağda dünyanın başka yerlerine gitme imkanı olsaydı, belki de bu harikaların sayısını iki, üç katına çıkarırdı. Ancak, sadece tanıdığı yerlerde gördüğü bu eserleri yedi harika olarak tanımlamıştır. Ne yazık ki bu eserlerden günümüze sadece Mısır Piramitleri ulaşabilmiştir. Diğerlerinin ise kısmen kalıntıları bulunabilmiş ve hatta bazıları tamamen yok olmuşlardır. Daha sonraki yüzyıllarda bazı tarihçiler "Dünyanın Yedi Harikası"na denk başka eserler olduğunu ve bu sayının arttırılması gerektiğini dile getirmişler, Çin Seddi'ni, Ayasofya'yı, Maya ve Aztek tapınaklarını, Taç Mahal'i, Sultanahmet Camii'ni ve diğer bazı eserleri de harika sanat eserlerinin arasında saymışlardır. Unutmamak gerekir ki, bu eserleri değerlerine, üstünlüklerine göre bir sıraya koymak mümkün değildir. Yaş farkı gözetmeksizin her insanın harika sıfatını almış bu eserleri tanımasının, bu eserlerin ortaya çıkmasındaki ortam, yaşam tarzı ve inanışları bilmesindeki faydaları küçümsenemez.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a158/3/2010
Imparatorlugun sonu:M.S.476 yilinda Cermen ordulari Bati Roma Imparatorluguna son verdi.

Dogu Roma Imparatorlugu’na ise giderek yipranmasina ragmen on asir daha yasamasindan sonra 1453 senesinde FATIH SULTAN MEHMET (II.MEHMET) son vermistir.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a148/3/2010
*** Güvenoyu :
1. Göreve Başlarken Güvenoyu : Bakanlar Kurulunun listesi T.B.M.M.ne sunulduktan sonra, Bakanlar Kurulunun programı, kuruluşundan en geç 1 hafta içinde Başbakan veya bir bakan tarafından T.B.M.M.de okunur. Program okunmasından iki tam gün geçtikten sonra, güvenoylaması için görüşmeler başlar. Görüşmelerin bitiminden itibaren bir tam gün geçtikten sonra da oylama yapılır.
2. Görev Sırasında Güvenoyu : Başbakan gerekli görürse, Bakanlar Kurulunda görüşüldükten sonra, T.B.M.M.den güven isteyebilir. Güven istemi, T.B.M.M.ne bildirilmesinden itibaren bir tam gün geçmedikçe görüşülemez. Oylama da, görüşmelerin bitiminden başlayarak bir tam gün geçtikten sonra yapılabilir. Meclis üye tamsayısının salt çoğunluğuyla güven istemini reddetmezse, güven istemini kabul eden oyların sayısı ne olursa olsun güven sürüyor sayılır.
3. Bakanlar Kurulunun başlarken güven oyu alamaması halinde 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu da güven oyu alamaz (veya Bakanlar Kurulu oluşturulamaz) ise Cumhurbaşkanı, T.B.M.M.seçimlerinin yenilenmesine karar verebilir.

*** Bakanlar Kurulunun Değişmesi : Bir Bakanlar Kurulu birkaç sebeple görevden ayrılmak zorunda kalabilir :
1. Göreve başlarken güvenoyu alamamak
2. Gensoru sonucu güvensizlik oyuna muhatap olmak
3. Görev sırasındaki güven isteminin reddi
4. Başbakanın Yüce Divana sevki
5. Başbakanın istifası
6. Bakanlar Kurulunun istifası

*** Seçimlerin yenilenmesine karar verilince, Bakanlar Kurulu çekilmek zorundadır; yerine Geçici Bakanlar Kurulu geçer.

*** Anayasa, bakanların ayrılmaları veya görevlerine son verilmesi gibi bir sebeple boşalan bakanlık olursa, bu bakanlığa engeç 15 gün içinde atama yapılmasını öngörmektedir. Yüce Divan’a sevk edilen bir bakan bakanlıktan düşerken hükümet görevde kalır; ancak, aynı işlem Başbakan hakkında yapıldığı zaman hükümet istifa etmiş sayılır. Başbakan dışında bütün bakanlar değişse bile, kuramsal olarak Hükümet göreve devam edecektir.

*** Bakanlar Kurulu milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından sorumludur.

*** Kanunları uygulama görevi ile genel siyasetin yürütülmesine imkan verecek yeni kanunların tasarılarının hazırlanması bakımından da Danıştay başlıca yardımcıdır.

*** Kanun tasarılarının, bütçenin, kalkınma planlarının hazırlanması: Bakanlar Kurulunun en önemli yetkilerindendir.

*** Andlaşma Onaylanması : Devlet maliyesine yük getirmeyen, kişi ve vatandaş haklarına dokunmayan ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenlemeye yönelik ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmaları yürütme organı yürürlüğe koyabilir. Ancak bu andlaşmalar hakkında T.B.M.M. ne bilgi verilir. Daha önce yapılmış bir milletlerarası andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanundan alınan yetkiye dayanılarak yapılan, ekonomik, ticari, teknik ve idari andlaşmaları da T.B.M.M. nin uygun bulması zorunluğu yoktur.

*** Tüzük : Bakanlar Kurulu, kanunların uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek kaydıyla Tüzükler çıkarabilir. Cumhurbaşkanınca imzalanıp kanunlar gibi yayımlanan tüzükler de, işin niteliği gereği bazı yeni hükümler, ayrıntılı kurallar (Kanunlar çerçevesinde) koyabilir.

*** Karar : Bakanlar Kurulu, düzenleyici nitelikte, genel ve nesnel kurallar koyan kararlar, kararnameler çıkarabilir.

*** Yönetmelik : Anayasa, Bakanlar kurulunun yönetmelik yapmasından söz etmemekte, bu tür düzenleyici işlemlerin Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerince yapılacağını belirtmektedir.

*** Başbakanın, uyumsuz gördüğü bir bakanın görevden alınması için Cumhurbaşkanına teklif sunma yetkisi vardır.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a138/3/2010
*** Vekalet : Cumhurbaşkanı, hastalık veya yurt dışına çıkma gibi bir sebeple geçici olarak görevinden ayrılmış ise, görevine dönünceye kadar; ölüm, çekilme veya başka bir sebeple Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde de yenisi seçilinceye kadar, T.B.M.M. Başkanı Cumhurbaşkanlığına vekillik eder.

*** CUMHURBAŞKANI’NIN DEVLETİN BAŞI OLARAK GÖREV VE YETKİLERİ :
1. Yabancı devletlere Türk Devletinin temsilcilerini göndermek; yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek;
2. T.B.M.M.ni gerektiğinde toplantıya çağırmak;
3. Gerekli görüldüğü taktirde, yasama yılının ilk on günü T.B.M.M. de açılış konuşmasını yapmak
4. Kanunları yayımlamak, tekrar görüşülmek üzere T.B.M.M. ne geri göndermek;
5. Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü taktirde halk oyuna sunmak
6. T.B.M.M. seçimlerinin yenilenmesine karar vermek.
7. Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, T.B.M.M. içtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil ve esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak;
8. T.B.M.M. adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek; Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek;
9. Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını ve Başsavcı vekilini, Askeri Yargıtay üyelerini, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek;
10. Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak.

*** CUMHURBAŞKANI’NIN YÜRÜTME VE İDARENİN BAŞI OLARAK GÖREVLERİ :
1. Başbakanı atamak, istifasını kabul etmek
2. Başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve görevlerine son vermek
3. Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak.
4. Milletlerarası anlaşmaları onaylamak ve yayımlamak
5. Bakanlar Kurulu kararlarını (kanun hükmünde kararname, tüzük, olağanüstü hal ilanı ve diğer Bakanlar Kurulu kararnamelerini) imzalamak.
6. Genelkurmay Başkanını atamak
7. Milli Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırmak; Milli Güvenlik Kuruluna başkanlık etmek.
8. Devlet Denetleme kurulunun başkanını ve üyelerini atamak; Devlet Denetleme Kuruluna inceleme, araştırma ve denetleme yaptırmak.
9. Yüksek öğretim kurulu üyelerini ve Üniversite Rektörlerini seçmek.
10. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin, kuruluş, teşkilat ve çalışma esaslarını; personel atama işlemlerini belirlemek.

*** Cumhurbaşkanı, yalnızca vatana ihanetten dolayı T.B.M.M. üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılabilir. Bu taktirde, Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapar.

*** Başbakan, Cumhurbaşkanınca T.B.M.M. üyeleri arasından atanır. Bakanlar başbakan tarafından atanır. Bakanların T.B.M.M. dışından da seçilmesi imkanı vardır. Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca bakanların görevlerine son verilebileceği kabul edilmektedir. Açık olan bakanlıklarla, izinli veya özürlü olan bir bakana geçici olarak bir başka bakan vekillik edebilir. Bir bakan birden fazlasına vekillik edemez. Herhangi bir sebeple bir bakanlık boşalmışsa en geç 15 gün içinde atama yapılması Anayasanın emridir.

*** Geçici Bakanlar Kurulu : Olağan genel seçimlerde, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlıklarına bağımsızlar getirilmekte; seçimlerin yenilenmesi sözkonusu olduğunda ise, bağımsızların adı geçen üç bakanlığa getirilmesinden başka, öteki bakanlıklar da, siyasi parti gruplarına, oranlarına göre dağıtılıyordu.

*** Bakanlar Kurulunun programı, kuruluşundan en geç bir hafta içinde T.B.M.M. de okunur ve güvenoyuna başvurulur.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a128/3/2010
*** MECLİS SORUŞTURMASI : Cezai sonucu olması itibarı ile, Meclis Soruşturması diğerlerinden ayrılır.
a. ÖNERGE : T.B.M.M. üye tamsayısının en az onda biri tarafından, Başbakan veya bakanlar hakkında soruşturma açılması için verilir.
b. USUL : Meclis, soruşturma istemini en geç 1 ay içinde görüşür ve karara bağlar. Soruşturma açılmasına karar verilirse, 15 kişilik bir soruşturma komisyonu kurulur. Bu komisyona, Meclisteki siyasi partilerin (grupların değil, çünkü meclis soruşturması parti grubu düşüncesiyle bağdaşmaz) güçleri oranında katılması sağlanır. Mümkün olduğunca tarafsız bir komisyon kurulması amacıyla, partililerin gösterecekleri adaylar arasından (her parti kendi payına düşen komisyon üyeliğinin 3 katı aday gösterir) ad çekilmesi öngörülmüştür.
c. SORUŞTURMA VE RAPORUN GÖRÜŞÜLMESİ : Meclis, komisyon raporunu görüşür ve hakkında soruşturma yapılan kişi veya kişilerin Yüce Divana sevkinin gerekli olup olmadığına karar verilir. Yalnız, Yüce Divan’a sevk kararının alınabilmesi için üye tamsayısının salt çoğunluğunun bu yönde oy vermesi gerekir.

*** YÜCE DİVAN : Bu görevi Anayasa Mahkemesi yapar. Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla, Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Yüksek Mahkeme üyelerini, Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini yargılar, Yüce Divanda, ceza yargılama usulü izlenir.

*** T.B.M.M. NİN ÇALIŞMA DÜZENİ :
a. Çalışma Düzeni : 5 yıldır. Meclisin toplantı yılı (yasama yılı) her yıl Eylül ayının ilk günü başlar. Meclis yasama yılında 3 ayı geçmemek kaydıyla tatil yapabilir. Ancak bu ara verme sırasında Meclis Cumhurbaşkanınca, doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun istemi üzerine toplantıya çağrılabilir. Meclis Başkanı da doğrudan doğruya veya milletvekillerinin beşte birinin yazılı istemi sonucu Meclisi toplantıya çağırır.
b. Ara Verme : Meclisin 15 günü geçmemek üzere çalışmalarını ertelemesidir.
c. Bileşim : Meclisin, belli günlerdeki oturumlarına verilen isimdir.
d. Oturum : Her bileşimin, dinlenme veya başka sebeplerle aralanan kısımlarından her birine denilir.
e. Başkanlık Divanı : Meclis üyeleri arasından seçilen Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, katip, üyeler ve idare amirlerinden oluşur. Başkanlık Divanı bir yasama döneminde iki defa seçilir. İlk yıl seçilen Divanın görev süresi iki yıl, sonra seçileninki ise 3 yıldır. T.B.M.M. Başkanı, Meclisin toplandığı günden itibaren on gün içinde, Başkan adaylarının Geçici Başkanlık Divanına (en yaşlı üye geçici Başkan, en genç üyeler de Divan Katipleri olur.) bildirilmesi üzerine gizli oyla yapılır. Siyasi parti grupları Başkanlık için aday gösteremezler. İlk oylamada üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun, ikincisinde üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Bu turda da yeterli çoğunluğu sağlayan aday yoksa, üçüncü oylamada en fazla oy alan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır. Bu oylamada en çok oy alan iki aday arasında oylama yapılır. Bu oylamada en çok oy alan aday Başkan seçilir. Başkan seçiminin, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren on gün içinde tamamlanması Anayasanın emridir.
T.B.M.M. Başkanı ile Başkanvekilleri, hukuki durumları dolayısıyla üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılmazlar. Başkan ve oturum yöneten başkanvekili oy kullanamazlar.
f. T.B.M.M. üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır. Toplantı yeter sayısı üye tamsayısının dörtte birinden aşağıda olmamak şartıyla, toplantıya katılanların salt çoğunluğudur. Bazı konularda yapılan oylamalarda her üye bizzat oyunu kullanır. Yalnız, bir bakan, bir başka bakana oy kullanma yetkisi verebilir. Bir bakan kendi oyu ile birlikte en fazla iki oy kullanabilir.

*** YÜRÜTME ORGANI : Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilmektedir.

*** Cumhurbaşkanı milletvekili seçilme yeterliğine sahip, 40 yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türk vatandaşları arasından T.B.M.M.ce seçilir. Anayasaya göre Cumhurbaşkanının T.B.M.M.. dışından da seçilmesi mümkündür. Bunun için, Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisi gerekir. Cumhurbaşkanının varsa partisi ile ilişkisi kesildiği gibi, T.B.M.M. üyesi ise bu üyeliği de sona erer.

*** Cumhurbaşkanı seçimine, evvelki Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasına 30 gün kala başlanır. Cumhurbaşkanlığı makamının daha önce boşalması sözkonusu olmuşsa, boşalmadan on gün sonra seçime başlanacaktır. Anayasanın açıkça belirttiği gibi, bu seçimin 30 gün içinde sonuçlandırılması gerekir. İlk 10 gün içinde adaylar Meclis Başkanlık Divanına bildirilecek ve kalan yirmi gün içinde de seçim tamamlanacaktır.

*** Cumhurbaşkanlığı oylamaları : En az üçer gün ara ile yapılır. İlk iki oylamada Meclis üye tamsayısının üçte ikisinin oyu bir adayda birleşmezse, üçüncü oylamada, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile yetinilir. Üçüncü oylamada da üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan bir aday olmazsa, üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında 4. oylama yapılır. Bu son oylamadır. Son oylamada da, söz konusu iki adaydan birine üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayacak oy verilmezse, T.B.M.M. seçimleri derhal yenilenir.

*** Anayasaya göre, seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar, görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Cumhurbaşkanının görev süresi 7 yıldır.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a118/3/2010
*** Meclisin Alabileceği Kararlar : Anayasada belirlenmiştir:
- Savaş hali ilanı; Silahlı Kuvvetlerin kullanılmasına izin verme
- Yüce Divan’a sevk
- Olağanüstü hal ve Sıkıyönetim ilanı kararlarının onaylanması, değiştirilmesi
- Kalkınma Planının Onaylanması
- Cumhurbaşkanının seçimi
- T.B.M.M. seçiminin yenilenmesi veya geri bırakılması
- Başkan ve Divan üyelerinin seçimi
- Tatile girme kararı
- Dokunulmazlığın kaldırılması veya üyeliğin düşmesi
- Güvenoyu veya güvensizlik
- Gensoru
- Meclis soruşturması açılması
- Genel görüşme açılması
- Meclis araştırması yapılması
- Anayasaya dayanmak kaydıyla, kanunların düzenlediği hususlar.

*** DENETİM : T.B.M.M., Bakanlar Kurulunu, Başbakan ve bakanları çeşitli yollarla denetler. Bu denetim yollarından önemli bir bölümünü, meclis kendisi izler, bir bölümünü de bütçeye ve kanunlara uygunluk bakımından T.B.M.M. adına Sayıştay yapar.

*** SORU : Milletvekilleri, veriliş şekli, içeriği ve kapsamı içtüzükte gösterilen soru önergeleriyle, Başbakan veya bakanlardan bilgi isteyebilirler. Soruya Bakanlar Kurulu adına cevap verilir.

*** MECLİS ARAŞTIRMASI : Belli bir konuda bilgi edinmek üzere yapılan incelemeye verilen addır.

*** GENEL GÖRÜŞME : Toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun, T.B.M.M. Genel Kurulunda görüşülmesidir.

*** GENSORU : Meclisin, Bakanlar Kurulunu, Başbakan ve bakanını denetleme yollarının en önemlisi gensorudur. Gensoru, sonucu itibarı ile, Bakanlar Kurulu’nun veya bir bakanın düşürülmesini sağlayabilecek bir yoldur.

a. GENSORU ÖNERGESİ : Bir siyasi parti grubu adına veya en az 20 milletvekilinin imzasıyla verilir.
b. GENSORUDA USUL : Önerge verilişinden sonraki 3 gün içinde bastırılarak üyelere dağıtılır; dağıtımdan itibaren 10 gün içinde gündeme alınıp alınmıyacağı görüşülür ve oylanır. Görüşmelerdeki konuşmacılar sıralanmıştır: önerge sahiplerinden biri; siyasi parti grupları adına birer milletvekili, Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakan konuşabilir. Gündeme alma kararı verilince, gensorunun görüşülmesi günü belli edilir. Görüşme, gündeme alma kararının verildiği tarihten başlayarak en az 2 en çok 7 gün içinde olmalıdır.
c. GÜVENSİZLİK ÖNERGELERİ : Gensoru görüşmeleri sırasında T.B.M.M. üyeleri veya parti grupları tarafından verilebilir. Güvensizlik önergesi, Bakanlar Kurulunu veya bir bakanı hedef alabilir. Üye tamsayısının salt çoğunluğu güvensizlik oyu verirse, kabine veya bakan düşer. Bu oylamada yalnız güvensizlik oyları sayılır.
d. GÜVEN İSTEĞİ : Gensoru görüşmeleri sırasında, Bakanlar Kurulu da güven isteğinde bulunabilir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a108/3/2010
*** Milletvekillerinin Hukuki Statüsü :
1. Görevleri karşısında en yüksek devlet memuru kadar ödenek, bunun yarısını aşmayacak şekilde de yolluk alırlar.
2. Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin, Meclisin yasama dokunulmazlığının kaldırılması yolunda kararı olmadıkça, sorguya çekilmesi, tutuklanması ve yargılanması da mümkün değildir. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ile Devletin bütünlüğünü, Devletin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşüren, Millet egemenliğinin aksine bir devlet düzeni kurmaya yönelik suçlar bu korumanın dışında tutulmuştur.
3. Üyelik sıfatının düşmesine ilişkin Meclis kararlarına karşı ilgili üye veya herhangi bir T.B.M.M. üyesi Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Bu başvurunun süresi, karar tarihinden itibaren 1 haftadır. İstemin konusu kararın iptalidir. Anayasa Mahkemesi bu iptal istemini 15 gün içinde karara bağlamakla görevlidir.

*** T.B.M.M. NİN GÖREV VE YETKİLERİ : Başında gelen görevi kanundur. Maddi ve şekli anlamda kanun dışında, T.B.M.M., Cumhurbaşkanını seçme, hükümeti görevde tutma ve denetleme görev ve yetkisine de sahiptir.

*** KANUN TÜRLERİ :
1. MADDİ KANUN : Genel, nesnel ve soyut hukuki durumlar yaratan kanunlar bu gruba girerler. Anayasa değişikliği, Medeni Kanun, Seçim Kanunu gibi. Bu tür kanunların içerdiği kurallar genel ve soyut oldukları için aynı zamanda tükenmez nitelikdedir. Yani, süreli, bir veya birkaç uygulamayla sona ermeleri sözkonusu değildir. Bunların koyduğu kurallar kanun yürürlükte olduğu sürece tekrar tekrar uygulanabilirler.
2. ŞEKLİ KANUN : Bu tür kanun, genel, nesnel, soyut ve tükenmez niteliklerin hepsine sahip değildir. Anayasanın getirdiği örnekleri şöyle sıralayabiliriz: Para basılmasına (belli miktarda); kanun hükmünde kararname çıkarılmasına (yetki kanunu) izin verme; bütçe ve harcama yetkilerinin verilmesi; gene belli bir yılın hesaplarının kabulü; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulan kanun; af kanunu; ölüm cezalarının yerine getirilmesi hakkında kanun. Bu kanunlarda ya genellik yoktur; ya soyut ve tükenmezlik özellikleri bulunmamaktadır.

*** Yerleşmiş terminolojiye göre; Bakanlar Kurulu tarafından verilen kanun önerileri “tasarı”, milletvekillerince önerilenler ise “teklif” adını alır.

*** Anayasada bütçe ve kesin hesap kanunları için de ayrı usuller öngörülmüştür. Bütçe tasarısı, mali yılbaşından en az 75 gün önce T.B.M.M.’ne sunulur. Kesin hesap kanunu tasarısı da bütçe tasarısıyla birlikte bütçe komisyonuna gelir ve incelenir. Bütçe komisyonunda, iktidar grubuna en az 25 üye verilmek şartı ile siyasi parti gruplarının ve bağımsızların oranına göre temsili gözönünde tutulur. Bütçe komisyonunun 55 gün içinde kabul edeceği metin T.B.M.M.’nde görüşülür ve mali yıl başına kadar karara bağlanır.

*** Kanunlar Cumhurbaşkanınca 15 gün içinde yayınlanır. Yalnız Cumhurbaşkanı, yayınlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere, gerekçesiyle birlikte T.B.M.M.’ne geri gönderebilir. Geri gönderilen kanunlar aynen kabul edilirse Cumhurbaşkanınca yayımlanır. Bütçe kanunun özelliği sebebile Cumhurbaşkanının bu kanunu geri göndermesi kabul edilmemiştir.

*** İçtüzük : T.B.M.M. kendi içişlerini, yönetim usullerini, Anayasanın koyduğu esaslara uygun olarak bir kararla düzenler.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a98/3/2010
*** Anayasanın Siyasi Partilerle İlgili Temel İlkeleri : Vatandaşlar önceden izin almaksızın siyasi parti kurabilir; partilere üye olabilir ve partilerden çıkabilirler. Kurulmuş bir partinin üyesi olabilmek için 21 yaşını tamamlamış olmak gerekir. İşçi niteliği taşımayan kamu göevlileri ile öğrenciler siyasi partilere giremezler.

*** Siyasi Partilerin Kuruluşu : Anayasal sınırlar içinde bir siyasi partinin kurulabilmesi için, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip (30 yaşını doldurmuş) en az 30 Türk vatandaşı girişimde bulunmalıdır.
1. Merkez Teşkilatı : Büyük kongre, genel başkan, merkez karar ve yönetim kurulu, merkez disiplin kurulu ve küçük kongreden oluşur.
2. İl Teşkilatı : İl kongresi, il başkanı, il yönetim kurulu ve il disiplin kurulundan

Genel başkanlığa seçim en çok 2 yıl içindir. Tekrar tekrar seçilmek mümkündür. Ancak bir genel başkan altı defadan fazla üst üste seçilemez. Bu durumdaki bir genel başkanın yeniden seçilebilmesi için aradan en az 4 yıllık bir sürenin geçmesi gerekir.

*** T.B.M.M. Siyasi Parti Grupları : Anayasaya göre 20 veya daha fazla milletvekiline sahip bulunan siyasi partiler, T.B.M.M.’nde grup kurabilirler. Bakanlar Kuruluna veya bir bakana, T.B.M.M.’nde veya grupta güvey yada güvensizlik oyu verilmesi konusunda karar alma yetkisi yalnız grup genel kuruluna ait olacak, bu yetki başka bir organa veya mercie bırakılmayacaktır.

*** Partilerin katıldıkları her seçim çevresinin o bölgede varsa kontenjanı çıktıktan sonra çıkaracağı milletvekili sayısının iki katı kadar aday göstermeleri şarttır.
*** Tarafsız Önseçim : Önseçimlerde, ilçe seçim kurulu başkanı olan “hakim”den başka, ikisi en az 10 yıllık hizmeti bulunan ve o ilçede görev yapan Devlet memurları arasından, ikisi de aday adayı olmayan parti üyeleri arasından belirlenen 4 üye görev yapar. Sandık kurulu ise, başkan ve iki üyesi Devlet memurları, iki üyesi de partili üyeler arasından seçilerek oluşturulur.
*** Merkez Adaylığı : Bir parti önseçime katıldığı seçim çevrelerinden çıkabilecek toplam milletvekili sayısının % 5’ini aşmamak üzere merkez adayı gösterebilir. Ancak merkezin göstereceği aday, partililerin en az % 75 oranında oyunu almış bulunan adayın üstünde bir sıraya konulamaz. Böylece merkezin aday tesbiti yetkisine bir sınırlama daha getirilmiş: önseçimde % 75 oranının üstünde oy almış mahalli aday korunmuştur.

*** Partilerin Gelir ve Giderleri : Siyasi partiler herhangi bir yerden, bir kişiden kredi ve borç alamazlar. Bir siyasi parti borç veremez.
*** Siyasi partiler, üyeleri ve personeli için üniforma, bu nitelikte kıyafet veya kol bağı ve benzer alamet kullanamaz; güvenlik kuvvetlerinin görev ve yetkilerini üstlenemez, üyelerine bu şekilde görev veremez.

*** Siyasi Partilerin Kapatılması : Bir siyasi parti kendi büyük kongresince kapatılabilir. Bunun dışında kapatma yetkisi bir müeyyide olarak Anayasa Mahkemesine tanınmıştır. Kapatma Cumhuriyet Başsavcısı veya Başkanvekilinin res’en; Bakanlar Kurulu’nun kararına dayanarak Adalet Bakanının veya bir siyasi partinin istemi üzerine açacağı dava sonunda Anayasa Mahkemesi kararıyla olur.
*** Kapatılan Partinin Kurucu ve Yöneticileri : Temelli kapatılan siyasi partilerin kurucu ve yöneticileri; T.B.M.M.’parti grubu üyeleri, başka bir siyasi partinin kurucusu, yöneticisi ve deneticisi olamazlar. Partinin kapatılmasına sebep olan bu gibi kimseler, 10 yıl süreyle başka bir siyasi partiye giremez, milletvekilliği için de aday olamazlar. Kapatılmış bir siyasi partinin üyelerinin çoğunluğunu teşkil edeceği yeni bir siyasi parti kurulamaz.

*** Muhalefetin Hakları : Seçimlerde geçici Bakanlar Kurulu oluşturulurken, siyasi parti gruplarından, oranlarına göre üye alınması yani bakan seçilmesi gerekmektedir.
Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, T.B.M.M. içtüzüklerinin veya bunları bazı hükümlerinin iptali için Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, iktidar partisi gibi anamuhalefet partisi meclis grubuna da tanınmıştır.

*** Anayasaya göre Meclis çalışmalarına özürsüz olarak bir ay içinde toplam 5 birleşim günü katılmayanların üyeliğinin düşmesine, T.B.M.M. üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verilir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a88/3/2010
*** TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER : Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü; milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın korunması temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında etkili olabilen faktörlerdir.

*** 1982 Anayasasına göre Türk vatandaşlarına ana dil olarak yalnız Türkçe okutulabilir ve öğretilebilir. Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği hallerde, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür.
*** Yeni Anayasaya göre seçmen yaşı 21 olarak belirlenmiştir.

*** YASAMA ORGANI : T.B.M.M. milletçe genel oyla seçilen 450 milletvekilinden oluşur (şu anda 550). Seçimler 5 yılda bir yapılır.
*** Genel oy için olan kadın erkek ayırımı 1935 ve sonrasında kalkmıştır.
*** Yüksek Seçim Kurulu : 7 asıl, 4 yedek üyeden meydana gelir. Bu 11 üyenin altısını Yargıtay, beşini Danıştay kendi üyeleri arasından seçer. Yedek üyeler ad çekme ile ayrılır.
*** 1982 Anayasasında 1961’dekinin tersine seçme yaşını kanuna bırakmamış, doğrudan doğruya Anayasa hükmü olarak belirlemiştir. Buna göre seçme hakkı 20 yaşına giren T.C. vatandaşlarına verilmişti. Milletvekili seçilebilmek için ise 30 yaşını doldurmuş bulunmak gerekir.

*** SEÇİM SİSTEMİ :
1. Genel Baraj : Genel seçimlerde, ülke bütününde; ara seçimlerinde ise seçim yapılan çevrelerin tümünde, geçerli oyların yüzde onunu aşamayan partiler milletvekili çıkaramazlar.
2. Seçim Çevresi Barajı : Bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oyların toplamının o çevreden çıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilecek sayıdan az alan siyasi partilere ve bağımsız adaylara milletvekilliği verilmez.

*** SEÇİM DÜZENİ : T.B.M.M. olağan seçimleri 5 yılda bir Ekim ayının ikinci Pazar günü yapılır. Seçimlerin başlangıç tarihi 3 Temmuz günüdür.
1. Ara Seçim : Boşalan üyelikler için ara seçim her seçim döneminde, yani 5 yıl boyunca bir defa yapılır. Ancak, genel seçimden itibaren 30 ay geçmedikçe veya genel seçimlere 1 yıl kala artık ara seçim yapılmaz. Meğer ki, boşalan üyeliklerin sayısı, T.B.M.M. üye tamsayısının % 5’ini bulmuş olsun. Bu taktirde, Meclis 3 ay içinde ara seçim yapılmasına karar verir.
2. Erken Seçim : Seçim dönemi bitmeden, T.B.M.M. seçimin yenilenmesine karar verebileceği gibi Cumhurbaşkanı seçiminde sonuç alınamaması halinde de seçim yenilenir. Nihayet Bakanlar Kurulu’nun belli bir süre içinde kurulamaması veya kurulduğu halde güvenoyu alamaması halinde Cumhurbaşkanı seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.
3. Seçimlerin Geri Bırakılması : Savaş sebebi ile seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, T.B.M.M. seçimlerin 1 yıl geriye bırakılmasına karar verebilir. Geri bırakma sebebi ortadan kalkmadığı taktirde, seçimleri tekrar tekrar ertelemek mümkündür.
4. Seçim İptali : Bir seçim çevresinde yapılan seçimin, seçim işlemleri sebebi ile iptaline yüksek seçim kurulu tarafından karar verilmesi halinde, o seçim çevresinde yeniden seçim yapılır. Bu husustaki kararın ilan edilmesinden sonra 60ncı günü izleyen ilk Pazar günü oy verilir.
5. Seçimlerde Tarafsızlığın Güvencesi : Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlarını seçimlerin başlangıcından 3 gün öncesinden itibaren, seçimlerin yenilenmesine karar verilemesi (Erken Seçim) halinde ise, bu karardan başlayarak 5 gün içinde bağımsızlar arasından atanmasını; Cumhurbaşkanı tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verildiğinde ise, geçici bir Bakanlar Kurulu (Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlıkları bağımsızlardan, diğerleri siyasi parti grupları oranlarına göre üye alınarak) oluşturulur.
6. Milletvekili Seçilme Şartları : 30 yaşını doldurmuş olmak, en az ilkokul mezunu olmak gerekir. Kısıtlılar, yükümlü oldukları halde askerlik görevini yapmamış bulunanlar ile kanunun saydığı belli suçlardan hüküm giymiş olanlar, milletvekili seçilemezler. Kamu görevlileri (işçi statüsündekiler hariç) genel ve ara seçimlerin başlangıcından en az 1 ay önce, seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde ise, yenileme kararının ilanından başlayarak 7 gün içinde görevden ayrılma isteğinde bulunmadıkça aday olamazlar.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a78/3/2010
*** KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME :
a. Olağan Dönemde K.H.K. : T.B.M.M.nin Bakanlar Kurulu’na bir yetki kanunu ile K.H.K. çıkarma yetkisi vermesi gerekir. Anayasaya göre K.H.K.’ler Resmi Gazete’de yayınlandıkları gün yürürlüğe girerler ve aynı gün T.B.M.M.’ne sunulurlar. Meclis, K.H.K.yi bir reddederse red kararının Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihte kararname yürürlükten kalkar. Yani, yayıma kadar yürürlüktedir ve uygulanabilmektedir.
b. Olağanüstü Hallerde K.H.K. : Anayasa, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanacak Bakanlar Kurulu’nun bir yetki kanununa gerek olmaksızın ve temel hak ve hürriyetleri de kapsayacak şekilde K.H.K. çıkarılabileceğini kabul etmektedir. Bu kararnameler de Resmi Gazetede yayımlanır ve aynı gün T.B.M.M.’nin onayına sunulur: Esasen T.B.M.M.’nin onayına sunulması zorunludur.

*** En yüksek yargı mevki : adli yargıda Yargıtay, sivil idari yargıda Danıştay, askeri adli yargıda Askeri Yargıtay’dır.

*** YÜRÜTME YETKİSİ VE GÖREVİ : T.C. Anayasasının 8. maddesi, Yürütme yetkisi ve görevi kenar başlığı altında şu temel ilkeyi koyuyor : “Yürütme yetkisi ve göreve, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.”
*** Tarihi Gelişim : Kanun-u Esasi küçük bir sınırlama dışında yasama yetkisini ve kayıtsız şartsız olarak yürütmeyi beraberce padişaha bırakmıştır. Kanun-u Esasi’nin 1909’da geçirdiği önemli değişiklikten sonra yürütme yetkisini , sorumsuz padişahtan, yasama organı önünde sorumlu hale getirilen vekiller heyetine geçtiği görülür. Bu nedenle ikici Meşrutiyet, egemenliğin millete geçişinin hazırlık aşamasıdır. Kurtuluş Savaşı döneminin Anayasası olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, milli egemenlik anlayışı gereği, devletin bütün işlevlerini B.M.M.de, yani yasama organında toplamıştır. Cumhuriyeti ilan eden Anayasa değişikliği (29 Ekim 1923) ile öngörülen Cumhurbaşkanlığı makamı, B.M.M. Hükümetinin Meclis Başkanına tanıdığı Vekiller Heyeti için aday gösterme yetkisi yerine Başvekil seçme ve Başvekil aracılığıyla Vekiller Heyetini Meclisin onayına sunma yetkisine sahip kılındı. 1924 Anayasası, Meclisin teşri selahiyetini bizzat kullanacağını belirttikten sonra icra selahiyetini, yani yürütme yetkisini, kendi tarafından seçilmiş Reisicumhur ve onun tayin edeceği icra vekilleri Heyeti eliyle kullanacağını açıklar. 1961 Anayasasında yürütme, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşur. Cumhurbaşkanı, 1924 Anayasasında da olduğu gibi sorumsuzdur. Sorumluluk Bakanlar Kuruluna yüklenmiştir. Ancak Bakanlar Kurulu, üstlendiği sorumluluğun gerektirdiği yetkilere sahip değildir.
*** 1971 değişiklikleri yapılırken, 1961 Anayasasına kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini yürütmeye tanıyan hüküm girdi.
*** 1982 Anayasası özü bakımından kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme bağlı kalıyor. Bu sistem içindeki, yürütme organı gene Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşuyor. Fakat 1982 anayasası, tarafsız Cumhurbaşkanı’nın idareye ilişkin yetkilerini önemli ölçüde genişletirken, Cumhurbaşkanlığı makamını siyasi yönden de güçlendiriyor.
*** Olağanüstü K.H.K.ler 1982 Anayasasının getirdiği yeni bir türü oluşturmaktadır. Yetki kanununa dayanmaksızın çıkarılabilirler ve yargısal denetimleri yoktur. K.H.K.’leri aynı gün T.B.M.M.nin onayına sunmak zorunludur.
*** Cumhurbaşkanının yürütmenin başı olarak yaptıkları : Anayasa Mahkemesi, Askeri Yargıtay üyeleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyeleri gibi bir kısım hakimlerin atanmaları; Devlet Denetleme Kurulu üyelerinin; Yükseköğretim kurulu üyelerinin, Üniversite rektörlerinin seçilmesi işlemleri bunlar arasındadır.
*** Cumhurbaşkanı olağanüstü hallerde Bakanlar Kurulu’na başkanlık ederken; Başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunu gözetir ve desteklerken, devleti başı olma ve devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışması işlevini yerine getirmektedir.
*** Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler; Yüksek Askeri Şüranın kararları; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararları yargı denetiminin dışında bırakılmıştır. Buna olağanüstü dönem K.H.K.’leri de eklenmelidir.

*** 1982 Anayasasına göre Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunu yüksek yargı yerlerinin kendi üyeleri arasından olmak üzere Cumhurbaşkanı seçer. Yargıtay üyelerini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışında kalan üyeleri, Yargıtay ve Danıştay’ın kendi üyeleri arasından seçecekleri adaylar içinden gene Cumhurbaşkanınca seçilmektedir. Danıştay üyelerinin dörtte birini de Cumhurbaşkanı belirlemektedir.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a68/3/2010
*** Türkiye Cumhuriyeti Devlet şekline ilişkin 1. Madde hükmü ile, Cumhuriyetin niteliklerini belirleyen ve devlet bütünlüğünü, bayrağını, dilini, milli marşını ve başkentini koruyan 2. ve 3. maddeleri Anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerindendir. Bunları değiştirilmesi dahi teklif edilemez.

*** YASAMA YETKİSİ : Yasama yetkisi T.B.M.M.nindir. Meclis bu yetkiyi, Türk Milleti adına kullanır ve başka bir organa- özellikle de yürütmeye devredemez.

*** I. Meşrutiyet’te Yasama Yetkisinin sahibi Padişahtır. 1909 değişikliğinden sonra, Padişahın kanun koyma yetkisini parlamento lehine kaybettiği görülmektedir. Artık yasama yetkisi parlamentodadır.

*** 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, ikinci Meşrutiyetle siyasi belgelerimize giren ve T.B.M.M.nin kurulmasıyla doruk noktasına çıkan Milli Hakimiyet ilkesinin açıkça yer aldığı ilk Anayasadır.

*** 1921 Teşkilatı Esasiye Kanununu değiştirerek Cumhuriyeti ilan eden 29 Ekim 1923 kanunu, “Türkiye Reisicumhuru, Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti Umumiyesi tarafından seçilir” derken ilk defa bir Anayasa metninde, “Türkiye” kelimesini Büyük Millet Meclisinin başına getirmiştir. 1921 Teşkilatı Esasiye Kanununa göre T.B.M.M. iki yılda bir yapılacak seçimlerle oluşturulacaktı.

*** 1934 tarihli Anayasa değişikliği ile seçmen yaşı yirmi ikiye çıkarıldı ve erkek kadın ayırımı kaldırıldı. Mebus seçilme şartındaki erkek kadın ayırımı da kaldırıldı.

*** 1924 Anayasasına göre: seçmen yaşı 18 dir. T.B.M.M. üyeliği 4 yıl sürer. Yeni seçim yapılmasına imkan görülemiyen hallerde toplantı devresi bir yıl uzatılabileceği gibi, meclisin mutlak çoğunluğunun kararıyla erken seçim gerçekleştirilebilir. T.B.M.M. davet beklemeksizin her yıl kasım başında toplanır. Meclis, üyelerin ülke içinde incelemelerde bulunabilmeleri ve dinlenebilmeleri için yılda altı ayı geçmemek üzere çalışmalarına ara verebilir. Tatil sırasında reisicumhur veya meclis Reisi lüzum görürse Meclis toplantıya çağrılır. Bu anayasada ilk temel kural şudur: T.B.M.M.nin görüşmeleri alenidir ve olduğu gibi yayınlanır. Yalnız içtüzükte öngörülecek şartlara bağlı olarak gizli oturumun yapılması mümkündür. Meclis her Kasım başında kendisine bir reis ve üç reis vekili seçer.

*** 1924 Anayasası yürütme-yasama ayrılığına dayanmayan, bu sebeple parlamenter sayılamayacak bir rejimi öngörmektedir.

*** 1961 Anayasasında T.B.M.M. : 1961 Anayasası’nın bir özelliği Anayasa Mahkemesinin ortaya çıkması, ikinci bir özelliği de yürütmenin ayrı bir kuvvet olarak düzenlenmesidir. 1961 Anayasası parlamenter sistemi öngörmüş, yumuşak bir kuvvetler ayırımı içinde, T.B.M.M. ile bakanlar kurulunu kısmen dengelemeye çalışmıştır. Bu anayasa ile Cumhuriyet Senatosu kuruldu, Senatoda tabi üyeler (Milli Birlik Komitesi üyeleri, eski Cumhurbaşkanları) kontenjan senatörleri ve seçilmişler yeralıyordu. Millet Meclisinin oluşumu ise şöyleydi : 30 yaşını dolduran bir Türk milletvekili seçilebiliyordu. Millet Meclisi seçimleri 4 yılda bir yapılacak, erken seçime de karar verilebilecekti. Millet Meclisinin üye sayısı 450 idi. Cumhuriyet Senatosu : tabii üyeler dışındaki Cumhuriyet Senatosu üyeleri için konulan seçilme şartları 40 yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış olmaktı. Cumhurbaşkanlığınca seçilecek üyeler için ise çeşitli alanlarda seçkin hizmetleriyle tanınmış olmak kaydı vardı. Cumhurbaşkanına ayrılan 15 senatörlüğün en az onunun bağımsızlar arasından seçilerek doldurulması gerekiyordu. Cumhuriyet Senatosunun genel seçimle gelen 150 üyesiyle, Cumhurbaşkanınca seçilen senatörlerin görev süreleri 6 yıldı.
*** 1961 Anayasasında T.B.M.M. yetkileri : Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosundan oluşan T.B.M.M. Birleşik olarak toplanmasını gerektiren haller dışında iki meclis halinde çalışıyordu. Hükümetin denetimi konusunda ağırlık, tamamı seçilmişlerden oluşan Millet Meclisine verilmişti. Soru, genel görüşme, Meclis soruşturması ve meclis araştırması, her iki meclise tanınan yetkilerdendi. Buna karşılık, Hükümetin veya bir bakanın düşürülmesiyle sonuçlanabildiği için en önemli denetim yolu sayılan gensoru yetkisi yalnız Millet Meclisi’ne tanınmıştı. Esasen, Bakanlar Kurulu’nun güven oyuna başvurduğu meclis de Millet Meclisi idi. Buna ek olarak kanunların kabulünde son söz gene Millet Meclisine bırakılmıştı. Hatta Cumhuriyet Senatosu’nca üye tamsayısının salt çoğunluğu ile reddedilen bir metnin, Millet Meclis tarafından üye tamsayısının salt çoğunluğu ile kabulü mümkündü.n

*** 12 Eylül 1980 Harekatı sonrası geçici Anayasa düzeninde, T.B.M.M.’ne ait olan yetki ve görevler MGK’na verilmişti. Yeni Anayasayı, siyasi partiler ve seçim kanunlarını yapmak üzere iki kanatlı bir kurucu Meclis (Danışma Meclisi ve MGK.) oluşturulmuştur. Bu dönemde asıl yasama yetkisi MGK.dadır. 1982 Anayasası’nda da “Yasama Yetkisi T.B.M.M.ne aittir.” hükmüne yer verilmiştir. Yalnız, T.B.M.M. 1961 Anayasasında olduğu gibi iki kanatlı değildir; 1921 ve 1924 Anayasalarının tek meclisli sistemine dönülmüştür. 1982 Anayasasının yasama meclisi 400 milletvekilinden oluşmaktadır; görev süresi 5 yıldır. Yasama yetkisi T.B.M.M. tarafından kullanılmakla birlikte, 1982 Anayasası bazı şartlarla sözkonusu yetkinin yürütme tarafından da kullanılabilmesini kabul etmektedir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a58/3/2010
*** KUVVETLER AYRIMI : Kuvvetler ayırımı esası, hükümet şekilleri ile ilgilidir. Birinci şekil: Yasama ile yürütme arasında denge ve işbirliğini hedef alan “Parlamenter rejim”, ikincisi, yürütmeye ağırlık veren Başkanlık rejimi, üçüncüsü de, Meclise üstünlük tanıyan Meclis Hükümetidir.

*** PARLAMENTER HÜKÜMET : Parlamenter rejim, kamu işlerinin yönetiminin ardaki bir kabine yardımıyla Meclis ve Devlet Başkanına ait olduğu rejimdir. Parlamenter rejim, Meclis karşısında sorumlu bir kabinenin, görevinin gerektirdiği serbestlik içinde ülke siyasetini yönetmesi usulüdür.

*** Türk Anayasa gelişmelerinde Parlemantarizmden bahsedebilmek için 1909 değişiklikleriyle Kanun-i Esasi’yi beklemek gerekir.

*** Parlemanter Rejimin Temel İlkeleri : Yürütme iki başlıdır : Sorumsuz Devlet Başkanı ve parlamento önünde sorumlu Bakanlar Kurulu.

*** BAŞKANLIK REJİMİ : Başkanlık sistemi, yasama ve yürütme güçlerinin eşitliği esasına dayanır. Ancak parlamenter rejimden farklı olarak, kuvvetler birbirine karşı kısmen bağımsızdırlar :
1. Devlet Başkanı’nı halk seçer. Amaç seçilmiş parlamento karşısındas, gene seçilmiş başkana sahip olmaktır.
2. Kuvvetlerin birbirlerine karşı baskı yapabilecek araçları yoktur.
3. Görevler kesin şekilde birbirinden ayrılmıştır. Yasama, Meclislere, yürütme de tamamen Başkana bırakılmıştır.
4. Bakanlar, Devlet Başkanının seçtiği, yalnız Başkana karşı sorumlu görevlilerdir.

*** MECLİS HÜKÜMETİ : Meclis hükümeti rejimi, yasamanın, yürütme organına üstünlüğü esasına veya fiili durumuna dayanır. Hakim unsur parlamentodur. Gerçi bu rejimde de bir “icra (yürütme) “ vardır, ama vekiller daha çok Meclisin memurları durumundadır.
*** Osmanlı Meclisi Mebusanının son kararından biri olan Misak-ı Milli, bir bölge veya şehir halkının hangi devletin uyruğu omak istediğini serbestçe belirleyebilmek hakkını tekrarlar.

İKİNCİ KİTAP

TÜRK ANAYASA HUKUKUNA GİRİŞ

*** Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukuki statüsünü belirleyen temel düzenleme, 18 Ekim 1982 tarihinde Halkoyuna sunularak kabul edilmiş olan T.C. Anayasasıdır.

*** 1982 Anayasası, Cumhuriyetin 3. Anayasasıdır. Gerçi, 1921 Teşkilat-e Esasiye Kanununun değişik şekliyle, 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiştir. Bu bakımdan Cumhuriyetin ilk anayasası değişik 1921 Anayasasıdır, denilebilir. Bütünüyle ve olağan dönemleri kapsayacak şekilde çıkarılan anayasalar 1924, 1961 ve 1982 tarihlerini taşırlar.

*** 1982 Anayasası şekil olarak: bir “Başlangı.”; Genel Esaslar; Temel Haklar ve Ödevler; Cumhuriyetin Temel Organları; Mali ve Ekonomik Hükümler ile Çeşitli Hükümler, Geçici Maddeler ve Son Hükümler başlıklı yedi kısma ayrılmakta. Anayasa 177 madde ile, bu sayıya dahil olmayan 16 geçici maddeden ve bir başlangıç kısmından oluşuyor.

*** GENEL ESASLAR : T.C. Anayasasının ilk genel esası, “Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir.” Diyen 1. Maddedir. Bu madde, 1924 ve 1961 Anayasalarında da aynı şekilde ifade edilmiştir.
*** Cumhuriyet başlangıçta bir hükümet şekli iken, 1924 Anayasası ile bir Devlet niteliği olmuştur.

*** Hukuki Devlet ilkesi, ilk defa 1961 Anayasası ile, bu ilkeyi güvence altına alan organik yapı ile birlikte getirilmiştir.

*** 1982 Anayasası, yürütme ve idarenin takdir yetkisine dayandığı açık olan bazı işlemleri (Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler ile Yüksek Askeri Şüranın kararları ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararları) yargı denetimi dışında bırakmıştır.

*** 1924 Teşkilatı Esasiye Kanununun 2. Maddesinde: “Türkiye Devletinin dini, Dini İslamdır.” Denilmiştir. Bu ibare 1928’de metinden çıkarılmıştır. Aynı kanunla mebusların yeminlerinde yer alan “vallahi” kelimesi de yerini “namusum üzerine söz veriyorum” ibaresine bırakmıştır. Nihayet, 3 Şubat 1937 tarihli kanunla Anayasa bir kere daha değiştirilerek, “Laik” nitelemesi Anayasa ilkesi haline ve düzeyine getirilmiştir.

*** DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜ : Anayasa “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” esasını koymuştur. Bu esas, 1876 Kanun-i Esasi’sinde “Ülke” bütünlüğü şeklinde ifade edilmişti. Türkiye Cumhuriyeti, bir tek Türk Milleti kabul ettiğinden 1961 Anayasasında “ülke ve millet” ibaresine yer verilmiştir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a48/3/2010
*** İTİRAZ YOLU : Bakılmakta olan bir davada uygulanacak bir hükmün Anayasaya aykırı olduğu ilgili Mahkemece görülürse, işi Anayasa Mahkemesine gönderir. Ancak bu aykırılık, kanunlarda yalnız esas bakımından olabilir.
DEFİ YOLU : Taraflardan biri de, o davada uygulanacak bir kanunun Anayasaya aykırılığını ileri sürebilir. Mahkeme bu iddianın ciddi olduğu kanısına varırsa, işi Anayasa Mahkemesine gönderir.
Bu iki halde de beş ay süreyle dava durur. Bu arada Anayasa Mahkemesinin kararı gelirse ona göre sonuca gidilir. Aksi halde mahkeme, ilgili kanun hükmü yürürlükte olduğundan, bu hükme uyarak davayı çözümler. Ancak kesin karara kadar Anayasa Mahkemesi kararı gelirse gene bu karara uyulur.

*** Anayasa Mahkemesi kararları gerekçeli yazılır ve Resmi Gazete ile yayınlanır.
- Esastan red kararları, on yıl süreyle tekrar başvurmayı engeller.
- İptal kararları geri yürümez. Kural iptal kararlarının, gerekçeli olarak Resmi Gazete’de yayımlandığı gün yürürlüğe girerek, iptal edilen hükmü ortadan kaldırmasıdır. Ancak Anayasa Mahkemesi, iptal edilen bir hükmün yerine yeni bir düzenlemenin yapılabilmesi için, iptal kararlarının yayımından bir süre sonra yürürlüğe girmesine de karar verebilir. Ancak, Anayasa Mahkemesi, şekil yönünden iptal edilen bir Anayasa değişikliğinin yerine eski kuralın yürürlüğe gireceği içtihadındadır.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

HÜKÜMET ŞEKİLLERİ


*** TEOKRATİK EGEMENLİK KURALLARI :
1. Doğa üstü ilahi hukuk kuramı
2. Kilise anlayışı
3. İslam anlayışı

*** Anayasa metinlerine bakıldığında, ilk defa 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 1. Maddesinde, Millet Egemenliğinin yer aldığını görüyoruz. Bu maddede “Hakimiyet” bilakaydü şart milletindir.

*** DOĞRUDAN VE YARI DOĞRUDAN HÜKÜMET ŞEKİLLERİ :
1. Doğrudan Hükümet : İsviçre’nin bazı minik kantonlarında uygulanabilen bir rejimdir. Esasen halkın bir forumda toplanıp, alınacak kararları ve çıkarılacak kanunları oylamasıdır. Bugünün devletlerinde uygulanamaz.
2. Yarı-Doğrudan Hükümet : Millet gene temsilcilerini seçmektedir. Ancak çok önemli sorunlar, özellikle kanun koyma ile ilgili işler halkın da oyuna başvurulmasıyla çözümlenmektedir. Yarı doğrudan hükümette başvurulan usuller :
a. Veto : Burada halk kanunun yapılışına karışmaz. Kanunu meclis kabul eder. Kabul edilen kanun yürürlüğe girmeden önce bir süre bekletilir. Bu arada halk kanunun kendi vetosuna sunulmasını isterse ve sonuçta kanun veto edilirse, hiç kabul edilmemiş gibi bir sonuç doğar.
b. Halk Girişimi : Burada halk pasif değildir. Parlamentonun kabul etmediği fakat halkın yararlı gördüğü bir kanun tasarısını halkın belli bir sayıdaki kısmı isterse, Parlamentoya sunma ve görüşme zorunluğu vardır.
c. Referandum (Halkoyu) : Bir işlem halkın kabulüne tabi tutuluyorsa referandum var demektir. Esas itibarı ile iki türlü olabilir:
a. Kanun öncesi referandum
b. Kanun sonrası referandum
Referandum uygulama bakımından da mecburi ve ihtiyari olarak iki türdür. Anayasa bazı konularda referandumu zorunlu kılmış olabilir (mecburi referandum). Yada siyasi iktidarı kullanan organ veya makamların tercihine göre de referandum öngörülmüş olabilir (ihtiyari referandum). 1982 Anayasası’nın Cumhurbaşkanı’na bıraktığı referanduma başvurabilme imkanı ikincisine örnektir.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a38/3/2010
*** ANAYASALARIN YAPILIŞLARI VE DEĞİŞTİRİLİŞLERİ : Önce kurucu bir meclis oluşturulur. Kurucu bir meclisin oluşturulması bir önceki anayasa ile öngörülmüş olabileceği gibi sırf yeni bir anayasa yapılması amacıyla da böyle bir meclis toplanabilir. İkinci halde asli bir kurucu meclis var demektir. Burada önceki anayasa artık yoktur.

*** Anayasaların Yapılış Usul ve Araçları :
1. Monarşist Usuller :
a. Ferman Anayasalar : Anayasa doğrudan doğruya kralın veya sultanın iradesi ile oluşur.
b. Andlaşma – Pakt Usulü Anayasalar : 1876 Kanun-i Esasi’nin kabulü
2. Demokratik Usuller :
a. Kurucu Meclis : Çeşitli yollarla, halkın temsilcilerinden oluşan, mümkün olduğunca geniş tabanlı bir kurucu meclis Anayasayı hazırlar, görüşür ve kabul eder. Anayasa işi bitince, Meclis’de dağılır.
b. Kurucu Halkoyu (Referandum) : Anayasa bir kurucu Meclis tarafından hazırlanır ama bu defa kabul iradesi ona değil Millete aittir. (1961, 1982 Anayasaları bu yoldan kabul edilmiştir.)
c. Plebisit : Bu farklı ve otoriter bir yoldur. Bir hükümet darbesinin ardından veya bir anayasanın yapılması için halkın onayı istenir. Alınan bu yetkiye dayanılarak anayasa kabul edilir.

*** Türk Anayasaları :
1. Ferman Anayasa : 1876 Anayasası
2. Kurucu Meclis Anayasası : 1921 Anayasası
3. Olağan Meclis Anayasası : 1924 Anayasası
4. Halkoyuna Dayalı Anayasa : 1961 ve 1982 Anayasaları

*** Türkiye’de kanunların Anayasa’ya aykırılığı konusu ilk defa 1961 Anayasası ile bir yargısal denetim müeyyidesine kavuşmuştur. 1961 Anayasası hem doğrudan doğruya iptal davası, hem de itiraz ve defi yollarıyla kanunların Anayasaya uygunluklarını denetleme imkanını düzenlemişti. 1982 Anayasası da aynı yolu izlemektedir. Tamamen Yargı Organı statüsünde bir Yüksek Mahkeme kurulmuştur: Anayasa Mahkemesi.

*** Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu :
- 11 asil, 4 yedek üye
- Asil üyeler : Yargıtay – 2
Danıştay – 2
Sayıştay – 1
Askeri Yargıtay – 1
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi – 1
Üst yönetici ve Avukatlar arasından – 3
- Yedek üyeler : Yargıtay – 2
Danıştay – 1
Üst Yönetici ve Avukatlar arasından – 1
- Üyeler Cumhurbaşkanı’nca seçilir.
- Anayasa Mahkemesi üyelerinin emeklilik yaşı 65’tir.
- Görevleri : Anayasa Mahkemesi
a. Anayasa değişikliklerini şekil bakımından
b. Kanunlar, Kanun Hükmünde Kararnameler ve T.B.M.M. İçtüzüklerini şekil ve esas yönlerinden inceler.
c. Ayrıca, Yasama dokunulmazlığının kaldırılması, T.B.M.M. üyeliğinin düşmesi kararlarının Anayasaya uygunluğunu, Siyasi partilerin kapatılması davalarına ve Yüce Divan sıfatıyla en yüksek kamu görevlilerinin cezai sorumluluklarıyla ilgili davalara bakar.

*** Dava Açma Yetkisi : Anayasa Mahkemesi önünde doğrudan doğruya iptal davası açma yetkisi :
1. Anayasa değişiklikleri ve kanunların şekil bakımından iptali için: Cumhurbaşkanı ve T.B.M.M. üyelerinin en az beşte birine tanınmıştır. SÜRE : dava konusu Anayasa değişikliği veya kanunun yayın tarihinden itibaren on gündür.
2. Kanunların esas, kanun hükmünde kararname ve T.B.M.M. İçtüzüklerinin şekil ve esas bakımlarından denetimi için, Cumhurbaşkanı, T.B.M.M. üye tamsayısının en az beşte birine, İktidar ve Ana Muhalefet Partisi Meclis gruplarına tanınmıştır. SÜRE : yayın tarihinden itibaren 60 gündür.
3. Dokunulmazlık veya üyelik düşmesi kararlarının iptali isteminde ise, karar tarihinden itibaren bir hafta içinde, ilgili üye veya T.B.M.M. üyelerinden herhangi biri dava açabilir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a28/3/2010
İKİNCİ BÖLÜM

ANAYASA


*** ANAYASA ŞEKİLLERİ : Bir ülkenin siyasi teşkilatlanışı iki türlü olabilir: Uygulamalar, gelenekler (geleneksel bir anayasa) ; resmi bir metin (yazılı anayasa)

*** YAZILI ANAYASALAR : 1776’dan itibaren bağımsızlıklarına kavuşan kuzey Amerika’nın İngiliz kolonileri ilk yazılı anayasa hareketlerinin yapıcılarıdır. Türkiye’de ise günümüzdeki anlamda ilk yazılı anayasa 1876 tarihli Kanun-i Esasi’dir.

*** ANAYASANIN KONUSU : Anayasa hükümet edecekleri, bunların kimler olacağını, nasıl belirleneceklerini gösterir. Hükümet edebilmek için gerekli sıfatın nasıl elde edileceğini Anayasa belirleyecektir. 1982 T.C. Anayasasının 62. Maddesi “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” demektedir. Aynı ilke 1961 Anayasasında da vardı.

*** İlk haklar bildirisi, Kuzey Amerika’da Massachussets Anayasasında (1780) görülür. Dünyayı etkileyen asıl bildiri ise Fransızların, İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi (1791)dir ve Fransız Anayasasının başında yer almıştır. Türkiye’de genel bir “Başlangıç” bölümü şeklinde ilk defa 1961 Anayasası benzeri bir uygulamaya yer vermişti.

*** Eğer bir anayasanın değiştirilmesi, özel usul, şekil ve yetki kurallarına bağlanmış ise, KATI bir ANAYASA; aksi sözkonusu ise, ESNEK (veya YUMUŞAK) bir ANAYASA var demektir.

*** Anayasanın hiç değiştirilemeyecek hükümleri de olabilir. T.C. Anayasasının Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğuna ilişkin hükmü böyledir. 1982 Anayasası aynı esası muhafaza ettikten başka, değiştirilmezlik kapsamını genişleterek, Cumhuriyetin, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan DEMOKRATİK, LAİK, SOSYAL, HUKUK Devleti niteliklerini, ülkenin bütünlüğünü, İstiklal Marşı’nın milli marş olmasını, beyaz ay yıldızlı al bayrağını ve başkentinin Ankara olmasını da bu koruma çerçevesine almıştır.

*** Anayasaya göre Anayasanın değiştirilmesi T.B.M.M. üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Bu teklifler Genel Kurul’da iki defa görülür. Değişiklik teklifi oyla kabul edilebilir. Anayasa değişikliği için oylamalarda çoğunluk oranı T.B.M.M. tamsayısı üzerinden hesaplanır.

*** Eğer bir değişiklik, Meclis’in en az beşte üçünün oyuyla kabul edilmiş fakat üçte iki çoğunluğa erişememişse, Cumhurbaşkanı bu metni hemen ilan ederek yürürlüğe koyamaz. Ya Meclis’e iade eder yada halkoyuna sunar. Bu ihtimalde halkoyuna sunma zorunludur. Çünkü Meclis’in üçte ikiden az çoğunluğa Cumhurbaşkanının katılmasıyla bir anayasa değişikliği yapılması istenmiştir.
Meclis’e iade edilen değişiklik metninin yürürlüğe girebilir hale gelmesi için aynen ve en az üçte iki çoğunlukla kabulu gerekir. Cumhurbaşkanı bu şekilde kabul edilen değişikliği veya bu değişikliğin bazı maddelerini de halkoyuna sunabilir. Ama bu ihtimalde halk oyuna sunma zorunlu değildir. Daha baştan, en az üçte iki çoğunlukla kabul edilen bir Anayasa değişikliği sözkonusu ise, Cumhurbaşkanı bu kanunu Resmi Gazete’de yayınlayarak yürürlüğe koyabilir. Bunu yapmayıp kanunu Meclis’e iade ederse hemen yukarıdaki usul izlenir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

a18/3/2010
ANAYASA HUKUKU

BİRİNCİ BÖLÜM

DEVLET

*** DEVLETİN OLUŞMASINI KOLAYLAŞTIRAN ŞARTLAR :
1. Ülke
2. Millet
3. İktidarı Kabullenme

*** Devlet Şekilleri siyasi yönden : Liberal, Sosyalist, korporatif devlet’tir.

*** Tekçi Devlet : Siyasi iktidar, bütün yetki ve görevleriyle tek merkezdedir. Devletin tüzel kişiliğine tabi herkes bu merkezi iktidara itaat durumundadır. Tekçi devlette de mahalli (kuruluşlar) vardır ama, bu kuruluşların yöneticilerine kanunlar çerçevesinde ve merkezin denetimi bulunmak şartıyla bazı yetkiler verilmiştir. Bu yöneticilere verilen alan bağımsızlığa değil özerkliğe ilişkindir.
Bileşik Devlet :
1. Devletler Konfederasyonu : Burada üye devletler bir kısmı yetkilerini (özellikle milletlerarası alandaki yetkilerini) konfederal organlara bırakırlar. Ancak konfederasyona üye olan devletler bağımsızlıklarını korurlar. Merkezi bir otorite vardır ama, kararlar oybirliği ile alınacaktır.
2. Federasyon – Federe Devlet : A.B.D., İsviçre gibi. Oluşum şöyledir: Bir süre öncesine kadar bağımsız yaşayan topluluklar, tarih, coğrafya ve sosyolojinin inceleme alanına giren olgu ve olayların da katkısıyla birbirlerine yakınlaşmışlar ve bu toplulukların içinde oluşan devletler, bir kısım iktidarı belli bir merkezde toplamaya ve ona bazı önemli konularda (dış ilişkiler, milli güvenlik gibi) tabi olmayı kabul etmişlerdir.
- katılma ilkesi : birliğe dahil her devlet “merkez”de temsil edilir.
- Her federe devlet, kendi iç işleri konusunda bir miktar bağımsızdır; kendi YASAMA, YÜRÜTME ve YARGI organları vardır.
- Federal devlet tanım olarak, milletlerarası ilişkilerde tek gözüken; üye devletlerin de başta yasama yetkisi olmak üzere, iç egemenliğin bir kısım ayrıcalıklarına sahip olmaya devam ettiği devlet tipidir.
- Federe Devlet’te merkezi yasama, yürütme ve yargı organları vardır. Bu organların iradeleri bütün üye devletler için de geçerlidir.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y198/3/2010
*** Devletler Hukuku genel hukuk tasnifi içerisinde kamu hukukuna giren bir hukuk dalıdır.
*** Devletler Hukuku şahıslar arasındaki yabancı unsuru ihtiva eden özel hukuk münasebetlerini denetleyen bir hukuk koludur. Bu özelliği ile özel hukuka dahil değildir.
*** Devletler Hukukundaki kaynak : maddi kaynak (hukuk kurallarını yaratan, insanın sosyal yapısı, adalet duygusu ve devletlerarasındaki dayanışma, vs.), şekli kaynak (devletler hukukunun görünüş şekilleri, belirme biçimleri)
*** Şekli kaynakların bütünü pozitif hukuku meydana getirir. Milletlerarası Adalet Divanı Statüsünün 38. maddesi 4 kaynaktan bahsetmektedir: antlaşmalar, teamül (örf ve adet), genel hukuk ilkeleri ve mahkeme kararları ile doktrin.
*** Devletler Hukukunun Kaynakları :
1. Yazılı olmayan kaynaklar :
a. Milletlerarası teamül (örf ve adet)
b. Genel hukuk ilkeleri
c. Hakkaniyet ve Nısfet
2. Yazılı Kaynaklar :
a. Milletlerarası antlaşmalar
b. Mahkeme içtihatları
c. Doktrin
*** Milletlerarası teamülün biri maddi, biri de manevi olmak üzere iki unsuru vardır.
- Milletlerarası teamülün maddi unsuru, milletlerarası ilişkilerde “örnek teşkil eden tutum ve davranışların tekrarı” ile ortaya çıkar.
- Milletlerarası teamülün manevi (psikolojik) unsuru ise, benzer olaylarda aynı tutum ve davranışlarda bulunan devletlerin böyle davranmalarının hukuk bakımından zorunlu olduğu hakkında sahip olduğu inançtır.
*** Genel Hukuk İlkeleri denildiği zaman, gerek ulusal hukuk düzenlerinin ve gerekse milletlerarası hukuk düzeninin ortaklaşa kabul etmiş oldukları hukuki esaslar hatıra gelir. Bunlara başlıca iyi niyet (bona fides), verilen söze bağlılık (pact sunt servanda), kazanılmış haklar saygı, hakkın kötüye kullanılmaması, kimsenin sahip olduğu haklardan fazlasını devredemiyeceği kuralı, verilen zararların tazmini, kimse kendi davasında yargıç olamaz kuralı, kesin hüküm, gecikme faizi ve zaman aşımı örnek olarak gösterilebilir.
*** Hakkaniyet ve nısfet adaletin belirli bir olaya tatbiki, belirli bir olayda adaletin gerçekleşmesi veya objektif adaletin belli bir olaya, bu olayın özelliklerini görünürde tutularak uygulanmasıdır.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y188/3/2010
*** Milletlerarası antlaşmalar :
1. Özel antlaşmalar : Konuları ne olursa olsun, sadece iki devletin münasebetlerini düzenler ve akid devletlerden başkasına tesir etmezler. Özel antlaşmalar devletler hukukunun kaynağı olarak sayılmazlar.
2. Genel Antlaşmalar : Devletler Hukukunun kaynağı olan antlaşmalardır. Örneğin 1899 ve 1907 tarihli La Haye Sözleşmeleri, savaşta hasta, yaralı ve esirler ile sivil halk hakkında kabul olunan 1949 tarihli Cenevre sözleşmeleri ve Birleşmiş Milletler Antlaşması.
*** Devletler Hukukunun yardımcı kaynağı olarak mahkeme içtihatları denilince akla ilk gelebilecek olan milletlerarası mahkemelerin yargı kararları olacaktır. Bunu yanısıra, milletlerarası hakem kararları ile milli mahkemelerin yargı kararları da birer yardımcı vasıta olarak Devletler Hukukunun kurallarının tayininde faydalı olabilirler.
*** Doktrin : Devletler Hukukunun yazarları ile hukuk bilginlerinin fikirleri ve yayınları doktrini meydana getirir.
*** Kodlaştırma : bir hukuk düzeninde yürürlükte bulunan teamül hukukunu (örf ve adet kurallarını) derleyerek yazılı hukuk biçimine getirmek ve ayrıca, yürürlükte bulunan hukukun yeniden gözden geçirilerek boşlukların doldurulması demektir.
Milli hukuk düzeninde kodlaştırma faaliyetleri yasama organları tarafından yapılır. Devletlerarası toplulukta ise, bir yasama organı mevcut olmadığından kodlaştırmanın çok taraflı ve katılmaya açık antlaşmalar yoluyla yapılması gerekmektedir.
*** Kodlaştırma faaliyetleri :
1. Özel faaliyetler
2. Resmi faaliyetler
*** Devletler Hukuku kurallarının kodlaştırılması ile ilgili tüzel kişilere örnek olarak şunları verebiliriz :
1. 1837’de kurulmuş olan Devletler Hukuku Enstitüsü
2. Devletler Hukuku Kurumu
3. Parlamentolararası Birlik
4. Devletler Hukuku Amerikan Cemiyeti
5. Devletler Hukuku Amerikan Enstitüsü
6. Devletler Hukuku Alman Cemiyeti
*** Resmi faaliyetler : devletlerarası kongre ve konferanslar sonucunda ve ayrıca devletlerarası tüzel kişilerin çalışmaları neticesinde ortaya çıkan kodlaştırma işlemleri anlaşılır. Resmi faaliyetler 3 dönemde incelenir :
1. 1899-1907 La Haye Konferansları
2. Milletler Cemiyeti Dönemi
3. Birleşmiş Milletler Dönemi : Genel Kurul tarafından 1947 yılında Milletlerarası Hukuk Komisyonu kuruldu.
*** Milletlerarası Hukuk Komisyonu yaptığı çalışmalar sonucunda ve Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde, 1958 yılında Cenevre’de toplanan Deniz Hukuku Konferansı tarafından 4 sözleşme kabul olunmuştur. Bu sözleşmeler sırasıyla :
1. Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi
2. Açık Deniz Sözleşmesi
3. Balıkçılık ve Açık Denizlerin Biyolojik Kaynaklarının Korunması Sözleşmesi
4. Kıta Sahanlığı Sözleşmeleridir.
T.C. bu sözleşmeleri henüz onaylamamıştır. Ayrıca 1961 yılında Viyana’da “Diplomasi İlişkileri ve Muaflıkları Sözleşmesi” ve 1963 yılında gene Viyana’da “Konsolosluk İlişkileri ve Muaflıkları Sözleşmesi” kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.
Milletlerarası Hukuk Komisyonu’nun önemli çalışması “Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi” 1969 yılında Viyana’da kabul edilerek devletlerin katılma ve onayına sunulmuş ancak henüz yeter sayıda devlet tarafından onaylanmadığı için yürürlüğe girmemiştir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y178/3/2010
*** Devletler Hukukunun kişileri :
- Devletler
- Devlet niteliğinde olmayan topluluklar
- Milletlerarası kuruluşlar
- Gerçek kişiler
*** Devlet niteliğinde olmamakla birlikte Devletler Hukukunun Kişisi olarak kabul edilen bazı topluluklar vardır ki bunlar: başlıca Papalık, manda ve vesayet altındaki ülkeler ve milletlerarası duruma sokulmuş ülkeler olmak üzere üç gruptur.
*** 1929 yılında imzalanan Latron Antlaşması Papanın Vatikan Sitesi üzerindeki egemenliğini ve Vatikan Sitesinin bir devlet olduğunu açıklıkla belirtmektedir.
*** Manda rejimi I.Dünya Savaşı sonucu ortaya çıkmıştır. Bugün manda rejiminin yerini Milletlerarası Vesayet Rejimi almıştır (Birleşmiş Milletler Antlaşmasının kabulünden sonra).
*** Günümüzde vesayet rejimi altında idare edilen iki ülke vardır. Avusturalya tarafından yönetilen Yeni Gine ve A.B.D. tarafından yönetilen Pasifik Adaları.
*** Milletlerarası duruma sokulmuş ülkeler :
1. Dantzig (Almanya-Polonya)
2. Saar Ülkesi (Almanya-Fransa)
3. Tanca (Fas-İngilter, Japonya, Fransa)
4. Hatay
5. Trieste (İtalya-Yugoslavya)
*** Gerçek kişiler Devletler Hukukunun doğrudan değil, fakat dolaylı olarak süjesini oluşturmaktadır.
*** Gerçek kişiler bazı durumlarda Devletler Hukukuna doğrudan doğruya muhatap olabilirler. Bu haller özellikle gerçek kişilerin temel haklarına ilişkin durumlarda söz konusu olur. Kişi dokunulmazlığını güvence altına almak amacıyla kurulan milletlerarası kurullar ve örneğin: köle ticaretinin yasaklanmasına, bulaşıcı hastalıkların önlenmesine, ticari ilişkilerde özgürlüğün teminine, edebi sınai, artistik mülkiyetin korunmasına ilişkin olan antlaşmalar bu anlamdadır. Ayrıca, azınlıkların korunmasını sağlamak için kabul edilen antlaşmalar da açıkça gerçek kişileri hedef tutmaktadır.
*** B.M.’in bir organı olan Milletlerarası Adalet Divanı önünde, bu divanın statüsü ile gerçek kişilere dava hakkı henüz tanınmış değildir.
*** Milletlerarası suçlar bakımından ise durum biraz daha değişiktir. Milletlerarası suç sayılan eylemlerden suçlu olan gerçek kişilere karşı her devlet, bunların vatandaşlık durumlarını göz önüne almadan, Devletler Hukuku kurallarını uygulayabilir. Milletlerarası suç sayılan eylemler başlıca: harp suçları, köle ticareti, deniz haydutluğu, beyaz kadın ve çocuk ticareti ve jenosid olmaktadır.
*** Devlet belirli bir ülkede yaşayan ve bir üstün iktidara (otoriteye) tabi teşkilatlanmış insanlar topluluğunun meydana getirdiği devamlı, hukukun kendisine kişilik tanıdığı siyasi bir varlıktır.

*** Günümüzde devletin kurucu unsurları olarak kabul olunan başlıca 4 unsur olup, bunlar:
1. İnsan topluluğu
2. Ülke
3. Hükümet
4. Egemenlik’tir
*** Göçebe kabileler bir hükümetleri olsa da devlet sayılmazlar
*** Bazı düşünürler bağımsızlıkta başlıca 3 özelliğin bulunduğunu ileri sürerler :
1. Yetkinin sınırlanmış oluşu
2. Yetkinin özerk oluşu
3. Yetkinin genel oluşu
*** Devlet türleri :
1. Yapılarına göre :
a. Basit Devlet (Türkiye, İtalya, Fransa, vs.)
b. Bileşik Devlet
(1) Şahsi Birlik
(2) Gerçek Birlik
(3) Konfederasyon
(4) Federasyon
(5) Fransız Topluluğu
(6) İngiliz Milletler Topluluğu
2. Bağımsızlık bakımından

*** Konfederasyonda iki veya daha fazla bağımsız devletin bağımsızlıklarını muhafaza etmek şartıyla ve belli bir amacı (genellikle savunma) gerçekleştirmek için biraraya geldikleri görülür. Konfederasyonu oluşturan devletler milletlerarası kişiliğini saklı tutarlar ve dış ilişkilerini kendi başlarına yürütmeye devam ederler. Zamanımız Konfederasyonuna örnek olarak : Birleşik Arap Cumhuriyeti ile Yemen Krallığı arasında imzalanan antlaşma ile kurulan Birleşik Arap Devletleri ve Gana, Guinea ve Mali’nin kurduğu Afrika Devletleri Birliği gösterilebilir.
*** Federasyon : Birleşen devletler konfederasyonda olduğunun aksine dışa karşı bağımsızlıklarını kaybederler. Federal devlet genellikle bir anayasa ile kurulur. Federe devletlerin yanısıra federal devletin de yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üç ana organı vardır. Federal devlette yasama organının iki meclisli olması gerekir. Meclislerden biri federal devlet halkını temsil eder, diğeri ise, federe devletlerin eşit sayıdaki temsilcilerinden kurulur. Milletlerarası ilişkiler yönünden bütün yetkiler federal devlete aittir. Federe devletlerin devletler hukuku bakımından kişilikleri yoktur. Örneğin A.B.D., İsviçre, Federal Almanya, Yugoslavya, Kanada, Avusturalya ve Brezilya.
*** İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) : Bir federasyon olmadığı gibi bir konfederasyon da sayılmaz.
- Büyük Britanya (İngiltere ve Kuzey İrlanda Krallığı)
- Bağımsız devlet haline gelmiş olan eski dominyonlar
- Muhtar sömürgeler
- Taç’a ait sömürgeler
- Himaye altındaki devletler
*** Fransız Topluluğu :
- Fransız Cumhuriyeti (anavatan, denizaşırı vilayetler ve denizaşırı bağlı ülkeler)
- Muhtar üye devletler
*** Bağımsızlık Bakımından Devletler :
1. Bağımsız devletler
2. Bağımsızlığı sınırlı devletler :
a. Himaye altında devlet
b. Tabi devlet
c. Sürekli tarafsız devlet
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y168/3/2010
*** Himaye antlaşmasının varlığı himaye edilen devletin Devletler Hukuku kişiliğini ortadan kaldırmaz. Hami devletin bir diğer devletle savaşa girmesi himaye edilen devleti bu savaşta taraf haline getiremez. Ör: Fransa ile Monako arasındaki himaye antlaşması.
*** Taabi devlet bağımsızlığa doğru bir geçiş aşamasını temsil eder. Taabi devletler, Devletler Hukuku kişiliğine sahip olmayıp, ayrıca bağlı bulunduğu devlete vergi verirler. Milletlerarası ilişkilerde taabi devleti bağlı bulunduğu devlet temsil eder. Bağlı bulunduğu devletin imzaladığı milletlerarası antlaşmalar taabi devleti de bağladığı gibi, ayrıca bağlı bulunduğu devletin savaşa girmesi halinde onun yanında savaşa katılması gerekir. Taabi devletin statüsünü belirleyecek genel kurallar Devletler Hukukunda mevcut değildir.
*** Geçici tarafsızlık bir devletin tek taraflı irade beyanı ile yani kendi isteği ile ortaya çıkabilir. I. Dünya Savaşı’nda Hollanda’nın, II. Dünya Savaşı’nda ise İsviçre ve İrlanda’nın tarafsızlık durumları. Sürekli tarafsızlık ise, bir devletin tek taraflı bir işlemi ile değil, mutlaka devletlerarasında yapılan bir antlaşma ile ortaya çıkar. Sürekli tarafsız devlet savaş yetkisini kısmen kaybettiğinden bağımsızlığı sınırlı bir devlet olarak incelenmektedir. (Savaş yetkisi meşru savunmanın gerektirdiği ölçüde mevcuttur.)
*** Sürekli tarafsız devletler için herhangi bir savaşa katılmamak kural olduğuna göre, bu tür devletler milletlerarası kuruluşların (örneğin B.M. teşkilatı) kararları ile uygulanacak zorlama tedbirlerine de katılamazlar. Bu nedenle İsviçre B.M. teşkilatına üye olamamıştır. Sürekli tarafsız devletler : İsviçre, Belçika, Lüksemburg ve Avusturya.
*** Devletlerin Doğması (Teşekkülü) :
1. Asli Teşekkül : Sahipsiz sayılan bir ülkede ve mevcut bir devletin bünyesini değiştirmeden yeni bir devletin kurulması şeklidir. Liberya Cumhuriyeti ve Bağımsız Kongo Devleti gibi.
2. Fer’i Teşekkül : Bu yolla devletlerin doğuşu, “zaten mevcut bir devletten ayrılma, mevcut bir devletin parçalanması ve mevcut bazı devletlerin biraraya gelip tek bir devlet meydana getirmesi, yani toplanma” . Devletin ayrılma yoluyla doğuşuna Yunanistan, parçalanma yoluyla doğuşuna Avusturya ve Macaristan, toplanma yoluyla doğuşuna ise İtalya ve Almanya örnek olarak gösterilebilir.
*** Devletin, Devletler Hukuku kişiliğini kazanabilmesi için başka devletler tarafından tanınması şart değildir. Tanıma, yeni teşekkül eden devletin milletlerarası topluluğun diğer üyeleri tarafından da bu topluluğun bir üyesi olarak kabul edildiği anlamına gelir.
Tanıma iki şekilde yapılabilir :
1. Sarih Tanıma : Bir hukuki muamele ile yapılır.
2. Zımni Tanıma : Devletlerin yeni kurulan bir devleti açık bir hukuki muamele olmaksızın tanımaları halidir. Örneğin, bir devletin yeni kurulan bir devletle birlikte milletlerarası bir konferansa katılması, yeni devlete karşılıklı olarak diplomatik temsilci göndermesi, yeni devletin gönderdiği konsolosun kabul edilmesi durumlarında zımni tanıma söz konusu olur.
*** Devletin ülkesi üzerinde sahip olduğu yetkiler denildiği zaman, devletin “iç egemenliği”, “ülke egemenliği”, “ülke üzerinde bağımsızlık” veya “mülkiyet hakkı” kavramları hatıra gelir.
*** Sınırları (kara ülkesi sınırları) başlıca doğal ve yapay sınırlar olmak üzere iki çeşittir.
*** Dağların teşkil ettiği sınırlar :
- En yüksek tepeler çizgisi (doruk çizgisi)
- Etek çizgisi
- Su bölümü çizgisi : Doruk çizgisi her zaman su bölümü çizgisi ile aynı olmaz. Bu durumda yağmur sularının iki devlet arasında eşit şekilde paylaşılmasını sağlamak için su bölümü çizgisi sınır çizgisi olarak kabul edilir. Son zamanlarda yapılan sınır antlaşmalarında genellikle bu usulün tercih edildiği izlenmektedir.
*** Akarsuların teşkil ettiği sınırlar :
- Kıyı çizgisi
- Orta çizgisi
- Thalweg : İki devlet ülkesi arasındaki akarsudan, her iki devletin de adil bir biçimde yararlanabilmesi için akarsuyun (özellikle nehirlerde) en derin noktaları birleştirdiği farz edilen çizginin, su yüzeyindeki iz düşümü anlamında kullanılan Thalweg usulü benimsenmiştir.
*** Yapay Sınırlar : geometrik veya geodezik usullere göre tesbit edilir.
- Geodezik (enlem ve boylamlara göre tesbit edilen) sınırlar : A.B.D. ile Kanada, Mısır ile Sudan, Güney ile Kuzey Kore arasındaki sınırlar.
- Geometrik sınırlar ise sınır çizgilerinin geometrik çizgilerle (düz çizgi, eğri veya yarım daire) saptanması ile ortaya çıkarlar : Türkiye – Suriye sınırı
*** Türkiye’nin Kara Sınırları : Bulgaristan ve Yunanistan ile sınırlar 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile, Türkiye – S.S.C.B. sınırı ise 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşmalarıyla, Türkiye – İran sınırı 1923 ve 1937 Tahran Antlaşmalarıyla, Türkiye – Irak sınırı 5 Haziran 1926 tarihinde İngiltere ile imzalanan antlaşma ile, Türkiye – Suriye sınırı 20 Ekim 1921’de Türkiye ile Fransa arasında Ankara’da imzalanan Türkiye – Fransa İtilafnamesinde belirtilmiş olup, Hatay’ın Türkiye’ye katılışı üzerine Suriye ile olan sınırda 23 Haziran 1935 tarihinde Ankara’da Fransa ile yapılan antlaşma ile düzeltme yapılmıştır.
*** Türkiye sınırları 9800 kilometre olup, bunu 2600 km.’sini kara sınırları oluşturur. Suriye sınırı “yapay” diğerleri ise “doğal” sınır niteliğindedir. Sınır çizgisi tespiti; dağlarda “su bölümü çizgisi”, akarsularda “Thalweg” esaslarına göredir.
*** Su ülkesini, deniz sahası, akarsular ve göller olmak üzere üçe ayırırız.
*** Deniz ülkesinin kapsamı içinde “İç sular”, “Karasuları” ve “Boğazlar” girer.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y158/3/2010
*** Su ülkesini, deniz sahası, akarsular ve göller olmak üzere üçe ayırırız.
*** Deniz ülkesinin kapsamı içinde “İç sular”, “Karasuları” ve “Boğazlar” girer.

*** İç Sular : İç denizler, körfezler, limanlar ve demiryerleri / 1958 Cenevre Sözleşmesine göre, iki kıyısı da aynı devlete ait olan ve genişliği karasuları genişliğinin iki mislini geçmeyen bir boğaz ile açık denize bağlı olan denizlere “İç Deniz” denir. İç denize örnek Azak Denizi gösterilebilir. Marmara Denizi bir Türk iç denizidir. Devletin ülkesine dahil olan iç deniz üzerinde devlet dilediği biçimde hukuki düzenlemeler yapabilir. Deniz ulaştırma rejimini kendisi saptar. Sadece iki açık deniz olan Karadeniz ile Ege Denizi arasında bulunan Marmara Denizi’nin sırf bu özelliğinden dolayı, yabancı gemilerin geçişini tanzim etmek üzere, 1936 tarihli Monteux Antlaşmasıyla geçiş serbestliğini düzenleyen hükümler kabul edilmiştir.
- Körfezler : tanımı 1958 yılında Cenevre’de kabul edilen “Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi”nde yapılmıştır. Buna göre körfezin sahil suları rejimine dahil olabilmesi, yani devlet ülkesinin bir parçasını teşkil edebilmesi için öncelikle, kıyılarının tek bir devletin kara ülkesi ile çevrilmiş olması gerekir. Ayrıca körfezi meydana getiren deniz girintisinin, bu girinti ağzını sınırlandıran doğruyu çap olarak alan bir yarım daireninkine eşit veya ondan daha fazla bir yüz ölçümüne sahip bulunması gerekir. Türkiye’nin körfezlerinden İskenderun, İzmir, Edremit, Saros ve Fethiye Körfezleri İç Sular rejimine taabidir. Antalya Körfezi iç sular rejimine taabi değildir.
- Limanlar ve bunlara bağlı her türlü liman tesisleri üzerinde iç sular rejimi uygulanır. Milletlerarası ticarete açık bir limanın, devlet tarafından kapatılmasını gerektiren sebepler, başlıca sağlık, askeri veya siyasi olabilir.
- Demir Yerleri : genellikle liman açıklarına veya kıyılarına yakın bulunan deniz kısımlarında da iç sular rejimi uygulanır.
*** Karasuları : Açık deniz ile kara ülkesi arasında kalan bir deniz parçasıdır. Karasuları terimi hukuki bir terimdir. Genel kural gereği olarak devletin egemenliği esastır. Bu sebeple devlet, kendi milli güvenliği, ulaştırma emniyeti gümrük ve sağlıkla ilgili tedbirleri alabileceği gibi, karasularından ve deniz kaynaklarından faydalanmayı kendi vatandaşlarına ait bir hak olarak kabul edebilir. Örnek : 19 Nisan 1926 tarihli Kabotaj hakkı.
Karasuları üzerinde devletin egemenliği hakkındaki genel kurala iki istisna vardır :
1. Zararsız geçiş hakkı
2. Yabancı gemiler üzerinde yargı yetkisi
*** Zararsız Geçiş Hakkı : Karasularından zararsız geçiş hakkı, devletlerarası örf ve adet hukukunun yabancı tabiyetinde bulunan gemilere sahildar devletin karasuları düzenine zarar vermeksizin bu karasularda seyretme hususunda tanıdığı haktır.
*** 1958 Cenevre Deniz Hukuku Konferansı’nda kabul edilen “Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi” ne göre karasularından geçişin hangi hallerde zararsız sayılacağı şu şekilde formüle edilmiştir : “Geçiş sahildar devletin sulhüne, düzenine veya güvenliğine zarar vermediği müddetçe zararsızdır.” Karasularından zararsız geçiş hakkından yaralanacak gemiler ticaret gemileridir. Devletler Hukuku Doktrini yabancı balıkçı gemilerinin de sahildar devletin balıkçılıkla ilgili koymuş olduğu yasalara uymaları şartıyla zararsız geçiş hakkından yararlanabilecekleri görüşündedir.
*** Harp gemilerinin zararsız geçiş hakkından yararlanabileceğine dair bir devletler hukuku kuralı mevcut değildir. Ancak uygulamada harp gemileri devletlerin müsamahası ile karasularından geçebilmektedir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y148/3/2010
*** 1958 tarihli Cenevre “Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi” :
1. Denizaltılar su yüzünden seyretmek ve bayrak göstermek mecburiyetindedirler.
2. Eğer bir harp gemisi sahildar devletin karasularından geçiş hakkındaki nizamlara uymazsa ve uyması için kendisine yapılan talebi nazarı itibare almazsa, sahildar devlet, harp gemisinin karasularını terk etmesini isteyebilir.
*** Türk hukukunda ise harp gemilerinin Türk karasularından geçişi önceden izin alınması esasına bağlanmıştır. Yabancı Silahlı Kuvvetler önceden ve diplomatik kanaldan izin almak zorundadırlar. Yabancı denizaltılar Türk karasularında bulundukları sürece dalmış olarak seyredemezler. Karasularımıza girecek yabancı harp gemisi sayısını tespit , kalış sürelerini sınırlama hakkı Türk Hükümetine aittir. Özel antlaşmalar ve tatbikatlar hariç yabancı harp gemileri Türk karasuları, iç suları ve limanları ile hava sahasında herhangi bir maksatla manevra ve tatbikat yapamazlar ve top, torpido, G/M ve benzeri silahlarla atış ve eğitim yapmak suretiyle Türk Deniz Sahalarını ihlal edemezler. Yabancı uçak gemileri Türk karasuları içinde bulundukları sürece uçak uçuramazlar ve indiremezler. Yabancı harp gemileri Türkiye’nin toprak bütünlüğünü, siyasal bağımsızlığını ve güvenliğini tehdit eder nitelikte herhangi bir davranışta bulunamazlar. Türkiye’nin güvenliği veya savunması zararına olacak biçimde araştırma, gözetleme ve bilgi toplama amacına yönelmiş herhangi bir eyleme girişemezler.
Yabancı silahlı kuvvetleri Türk karasuları, iç suları ve limanlarında bulundukları sürece sağlık, maliye ve gümrük konularında yürürlükte bulunan Türk mevzuatına aykırı hareket edemezler ve herhangi bir malı, dövizi veya kişiyi gemilere alamazlar veya gemiden indiremezler.

*** Devletin karasularından geçmekte olan yabancı gemiler ve bu gemilerde bulunan kişiler bakımından yargı yetkisi sınırlı bir niteliktedir. Yargı yetkisini doğuran haller şunlardır:
Ticaret gemileri özel hukuk ile ilgili nedenlerle durdurulamaz ve yolundan çevrilemez. ancak ticaret gemisi, karasularından geçiş sırasında deniz trafiği ile ilgili olarak sahildar devletin koymuş olduğu hukuki kurallara aykırı davranmış ise, sadece bu nedenle sınırlı olmak üzere sahildar devletin yargı yetkisine taabi olurlar. Ceza hukuku bakımından ise yabancı ticaret gemileri :
- Zararsız geçiş hakkını ve buna bağlı fer’i haklar olan durma hakkı ile demirleme haklarına aykırı davranmışlarsa,
- Suçun sonuçları sahildar devlete yansımış ise,
- Suç sahildar devletin sükununu ve asayişini bozacak nitelikte ise,
- Gemi kaptanı veya geminin bayrağını taşıdığı devletin konsolosu tarafından mahalli makamlardan yardım istenmiş ise,
- Uyuşturucu maddelerin kanun dışı ticaretinin önlemek söz konusu ise, sahildar devletin yargı yetkisine tabi olurlar.
*** Harp gemileri ile bu gemilerin içindeki kişiler ise, kural olarak sahildar devletin yargı yetkisi dışında kalırlar.
*** Bugünkü uygulamada devletlerin karasuları genişliği 3 ila 12 deniz mili arasında değişmektedir.
*** A.B.D., Hollanda, İngiltere, Almanya ve Fransa 3 deniz mili (karasuyu) esasını, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve İsrail ise 6 mil esasını uygulamaktadırlar.
*** 1960 yılında II. Cenevre Deniz Hukuku Konferansı toplandı : Yeni sözleşme tasarısı devletlere karasularını 12 mile kadar uzatabilecekleri hükmünü getirmektedir.
*** T.C., 1982 tarihli kanun değişikliği ile karasularının genişliği prensip olarak 6 mil olarak kabul edilmiş, Bakanlar Kurulu’na belli denizler için o denizlerle ilgili bütün özellikleri ve durumları gözönünde bulundurmak ve hakkaniyet ilkesine uygun olmak şartıyla, 6 deniz milinin üstünde karasuları genişliği tespit etme yetkisi tanınmıştır.
*** Bitişik Bölge : Kıyı devletinin belli amaçlar için yetkilerini kullanabileceği ve karasularının ölçülmeye başlandığı hattan belirli bir genişliğe kadar uzanan deniz kesimidir. Yeni sözleşme tasarısı, bitişik bölgeyi kıyı devletinin gümrük, maliye, muhaceret ve sağlık kural ve düzenlemelerinin ülkesinde veya karasularındaki ihlalleri engellemek ve bunları yapanları cezalandırabileceği ve karasularının ölçülmeye başladığı esas hattan 24 mil kadar genişlikte tutulabilen bir bölge olarak belirtmektedir.
*** Ekonomik Bölge : Yeni sözleşme tasarısının ortaya çıkardığı bir kavramdır. Kıyı devletinin deniz yatağı ve deniz yatağının toprak altında, araştırma, kullanma, canlı ve canlı olmayan doğal kaynakların yönetimi ve korunması, enerji üretimi gibi bölgenin ekonomik araştırma ve kullanımı hususundaki faaliyetleri konusunda sahip olduğu egemen haklarını belirten bir kavramdır. Sözleşme tasarısı ekonomik bölgenin karasularının ölçülmeye başlandığı esas hattan 200 mile kadar uzatılabileceğini de hükme bağlamaktadır.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y138/3/2010
*** Kıt’a Sahanlığı (Continental Shelf) : Coğrafi, jeolojik, oşinografik bir kavramdır. Truman’ın 1945 tarihli bildirisi ile politik bir niteliğe kavuşmuştur. Derin kıyı çizgisi ile genellikle 200 m., bazı yerlerde 500 m. derinliğe vardıktan sonra birdenbire keskin bir yamacın başladığı yer arasında kalan deniz tabanı ve bunun toprak altı Kıt’a Sahanlığını oluşturur.
*** Cenevre Sözleşmesi(1958)’ne göre Kıt’a Sahanlığı iki ölçüyle tanımlanmaktadır :
1. 200 m. derinliğe kadar olan deniz tabanı ve toprak altı
2. Bu derinlikten sonra işletilebilme ölçüsü. Bu sözleşmeye göre devletlerin kıta sahanlığı üzerinde egemenliği kabul edilmekte, ancak sahanlık üzerindeki sular açık deniz sayılmaktadır. Adaların kıta sahanlığı olabileceği kabul edilmektedir.
*** B.M. çerçevesinde sürdürülen 3. Deniz Hukuku Konferansında ağır basan eğilim, kıta sahanlığının dış sınırının karasularından başlayarak 200 mile kadar varan çizgiden oluşması yönündedir.
*** 19 Aralık 1978’de Lahey Adalet Divanı Yunanistan’ın başvurusu üzerine 2 yıllık bir çalışmadan sonra Ege Kıt’a Sahanlığı sorununa “Bakma Yetkisi” olmadığını açıklamıştır.
*** Yeni sözleşme tasarısı, kıta sahanlığının deniz tabanı ile ilgili bir kavram olduğunu ve kıt’a eşiğinin doğal uzantısının dış kenarına kadar kıt’a sahanlığının uzadığını ve dış kenarının belirli bir uzaklığa kadar ulaşmadığı durumlarda kıt’a sahanlığı genişliğinin, karasularının esas ölçülmeye başlandığı hattan 200 mile kadar uzatılabileceğini belirtmekte ve istisnai bazı durumlarda kıt’a sahanlığının 350 mile kadar genişletilebileceğini de hükme bağlamaktadır.
*** Boğazın genişliği, karasularının genişliğinin 2 katından fazla değil ve boğazın her iki tarafındaki kara parçaları aynı devletin ülkesine dahil ise, bu taktirde boğaz bu devlet ülkesine dahil sayılır ve karasuları rejimine taabi olur. Bunun aksi durumda ise, boğaz hakkında açık deniz ve karasuları ile ilgili kurallar gerektiği ölçüde uygulanır. Türk boğazları buna göre Türk ülkesine dahildirler. Buralarda özel bir zararsız geçiş rejimi (Montreux Sözleşmesine göre) uygulanmaktadır.
*** Harp gemileri boğaz geçişlerinden evvel; gideceği yer, gemi tipi, gemi isimleri, adedi, geçiş tarihi, dönüş tarihi bildirilecektir.
*** Montreux Sözleşmesine göre boğazlardan geçiş rejimi ile ilgili başlıca özellikler şunlardır :
1. Ticaret Gemileri : Barış zamanında sancak ve yükleri ne olursa olsun, gece ve gündüz serbestçe boğazlardan geçerler. Savaş zamanında, Türkiye tarafsız ise, ticaret gemileri barış zamanındaki şartlarla geçerler. Türkiye savaşan devlet ise, Türkiye ile savaşan devlete mensup olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir surette yardım etmemek şartıyla Boğazlardan geçiş serbestisinden yararlanırlar. Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehdidi altında hissettiği zaman, ticaret gemileri Boğazlara gündüz girmek ve Türk makamları tarafından gösterilecek yoldan seyretmek şartıyla geçiş serbestisinden yararlanırlar.
2. Harp Gemileri : Barış zamanında harp gemilerinin Boğazlardan geçebilmesi için Türk Hükümetine önceden ve diplomatik yoldan ihbarda bulunması gerekir. Bu ihbarın süresi enaz 8 gündür. Sözleşmede harp gemileri 2 kategoriye ayrılmış ve geçiş serbestisi buna göre düzenlenmiştir :
a. 1. Kategori : Hafif suüstü gemileri, küçük muharebe gemileri ve yardımcı gemilerdir. Sözleşmede belirtilen şartlara uyulması kaydıyla Boğazlardan geçiş serbestisinden istifade ederler.
b. 2. Kategori : Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin denizaltıları Karadeniz’e geçemezler. Boğazlardan geçiş halinde bulunan harp gemilerinin tonajları toplamı 15000 tonu geçmeyecektir. Bu gemilerin (denizaltı haricinde ve Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin 2. kategori gemileri) tonajları toplamı 15000 tonun altında kalsa dahi, Boğazlardan geçiş anında sayıları 9 gemiden fazla olamaz. Bu şekilde Karadeniz’e geçmiş olan gemiler Karadeniz’de 21 günden fazla kalamazlar.
*** Karadeniz’de kıyısı olan devletlerin denizaltıları ise Boğazlardan geçebileceği gibi, bu devletlere 15000 tonu aşan tonajda harp gemilerini boğazdan geçirmek hakkı tanınmıştır. Ancak bunlar Boğazları birer birer ve refakatlerinde en çok iki torpidobot ile geçerler.
*** Savaş zamanında Türkiye tarafsız ise, savaşan devletlerin harp gemileri Boğazlardan geçemezler. Tarafsız devletlerin harp gemileri ise barış zamanındaki şartlarla Boğazlardan geçerler. Türkiye savaşan veya kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi içinde hisseden devlet ise, harp gemilerinin Boğazlardan geçişi tamamen Türk Hükümetinin kararına kalmıştır.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y128/3/2010
*** Akarsular :
1. Milli akarsular
2. Milletlerarası akarsular :
a. Dicle, Fırat, Meriç, Arpaçay, Kelkit
b. Asi, Nil, Şattülarap
*** 1815 tarihli Viyana Kongresi (1921 Barselona Sözleşmesi bunları benimsemekte) :
1. Ulaşıma elverişli bir milletlerarası nehre kıyısı olan devletler, bu nehirle ilgili düzenlemeleri birlikte yapacaklardır.
2. Milletlerarası nehirler denize döküldükleri noktaya kadar bütün devletlerin ulaşımına açık olacaktır.
3. Ulaşım düzeni ile ilgili yasalar ve kurallar bütün devletler için aynı biçimde ve ticareti aksatmayacak şekilde uygulanacaktır.
4. Gümrük işleri ve yapılan hizmetler karşılığı alınan paralar dışında herhangi bir vergi, harç veya benzeri bir mali yüküm alınmayacaktır.
*** Akid devletler arası çıkabilecek uyuşmazlıkların çözüm yeri olarak Milletlerarası Adalet Divanı gösterilmiştir.
*** Özel statüye sahip önemli milletlerarası nehirler : Ren, Tuna, Kongo ve Niger nehirleridir.
*** Almanya, Avusturya ve İsviçre arasındaki Konstanz Gölü ile İsviçre ve Fransa arasındaki Cenevre Gölü taksim edilmiş göller örnek teşkil ederler.
*** Zamanımızda devletlerin ülkeleri üzerindeki hava sahası üzerindeki hem yükseklik itibarıyle sınırsız, hem de nitelik bakımından akdi bazı sınırlamalar dışında kısıntısız bir şekilde egemen olduğu kabul edilmektedir.
*** Devletin hava sahasında egemen olmasının başlıca sonuçları şunlardır :
1. Devlet, milli güvenlik, uçuş emniyeti, gümrük ve sağlık konuları ile ilgili tedbirler alabilir.
2. Devletin ülkesi üzerindeki hava sahasını tamamen veya kısmen diğer devletlerin hava gemilerine kapayabilmesi veya açabilmesi mümkündür.
3. Devletin hava sahasında işlenen suçlar bakımından yargı yetkisi vardır.
4. Devlet ülkesinin iki noktası arasında havadan eşya ve yolcu taşıma (hava kabotajı) hakkını kendi vatandaşlarına tanıyabilir.
*** Devletler tarafından ve diğer devletler lehine tanınabilecek haklar, başlıca şunlardır :
1. Yere inmeksizin devlet hava ülkesi içinden uçup geçmek hakkı
2. Ticari olmayan maksatlarla yere inmek hakkı (Teknik iniş yapma hakkı)
3. Hava gemisinin, tabiyetine haiz bulunduğu devlet ülkesine gidecek yolcu, posta ve malları (yabancı ülkede) alma hakkı
4. Herhangi bir akit devlet ülkesine gidecek yolcu, posta ve malları almak ve herhangi bir akit devlet ülkesinden gelen yolcu, posta ve malları indirmek hakkı.
*** Çok taraflı (havacılık) antlaşmalara örnek olarak : Şikago Sivil Havacılık Koferansı Nihai Senedi (1944) verilebilir.
*** Devlet ülkesinin kazanılması şekilleri :
1. Asli İktisab : Herhangi bir devletin egemen olmadığı bir yeryüzü parçasının mevcut bir devletin ülkesine katılması demektir :
a. Katılma : Doğal olaylar sonucunda bir ülkeye önceden mevcut olmayan toprak parçasının eklemesidir.
b. İşgal : Herhangi bir devlet ülkesine dahil olmayan bir arazi parçasının bir devlet tarafından kendi ülkesine katılması halidir.
2. Fer’i İktisab : Bir devletin egemen olduğu bir ülkenin veya ülke parçasının diğer bir devlet tarafından kazanılması hali Fer’i İktisabdır :
a. Veraset : günümüzde ortadan kalkmıştır.
b. Satış : 1867 yılında Rusya Alaska’yı 7.200.000 dolara A.B.D.’ne satmıştı.
c. Parasız Terk
d. Kazandırıcı Zaman Aşımı : Devletler hukukunda tartışmalıdır.
e. Antlaşma
f. Fetih : Bugünkü devletler hukukunda fetih bir ülke iktisabı şekli olarak kabul edilmemektedir.
*** Devletlerin karşılıklı olarak ilişki kurmak amacıyla temsilci göndermeleri ve kabul etmelerine devletler hukukunda “Elçilik Hakkı” denir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y118/3/2010
*** Devletler arası ilişkilerin organları :
1. İç organlar
2. Dış organlar
*** Devletler arası ilişkilerin iç organları : Devlet Başkanı ile Dışişleri Bakanıdır. Yabancı bir ülkede bulunan Devlet Başkanı, devletler hukuku bakımından kabul edilmiş bazı dokunulmazlıklardan ve muaflıklardan yararlanır. Bunlar kişi dokunulmazlığı, yargı ve vergi muaflıklarıdır.
*** Devletler arası ilişkilerin dış organları : Bir devletin yabancı bir devlet hükümeti yanına gönderdiği diplomasi temsilcilerinin tümüne “Diplomatik Misyon” adı verilir.
*** Temsilcilerin (misyon şeflerinin) sınıfları 1961 Viyana Sözleşmesine göre üçe ayrılır :
1. Devlet Başkanları yanına gönderilen büyükelçiler ile Papalık temsilcileri olan legalar ve nonslar
2. Devlet Başkanları yanına gönderilen elçiler ve diğer temsilciler
3. Dışişleri Bakanları yanına gönderilen maslahatgüzarlar (işgüderler)
*** Anayasamızın 97. maddesi uyarınca, diplomasi temsilcilerini atama yetkisi Devlet Başkanı’na aittir.
*** İstenir kişi : persona grata istenmeyen kişi : persona non grata
*** Agreement (muvafakat) alındıktan sonra atanan diplomasi temsilcisine kendi devlet başkanı tarafından kabul eden devlet başkanına takdim edilmek üzere “güven mektubu” (itimatname-letter of confidence) verilir. Temsilci, Büyükelçi veya elçi derecesinde ise, güven mektubu devlet başkanı tarafından imzalanır ve diğer devlet başkanına verilir. İşgüder dereceesinde ise, bu işlem dışişleri bakanı seviyesinde olur.
*** Diplomasi temsilcilerinin kendi devletine karşı olan görevleri başlıca: gözlem (müşahade), görüşme (müzakere) ve koruma (himaye) konularındadır.
*** Diplomatik temsilciler görevli bulundukları devletin içişlerine karışmamakla yükümlüdürler.
*** Diplomatik temsilciler, bunların diplomatik memurları ve aile mensuplarının kişisel ayrıcalıkları. kişisel dokunulmazlıklar ve bazı kişisel muafiyelerden oluşur.
*** Kişi dokunulmazlığı, dokunulmazlıktan istifade edenlerin tevkif edilmemeleri ve şahıslarının her türlü müdahaleden masun olmalarını icap etttirir.
*** Kişisel muafiyetler ise, yargı, vergi ve gümrük muafiyetlerinden ibarettir.
*** Misyon gayrimenkulleri, menkulleri ve taşıt araçları vergiden muaftır. Bundan başka misyon tarafından tahsil edilen harçlar ve resimler de mahalli vergilerden muaftır.
*** Devletler hukuku ile ilgili diplomatik temsil görevini sona erdiren başlıca sebepler şunlardır :
1. Geçici olan diplomatik görevin tamamlanmış olması
2. Persona non grata (istenilmeyen kişi) ilan edilme
3. Güven mektubunun (itimatnamenin) süresinin bitmiş olması
4. Geri çağırma
5. Devlet Başkanından Devlet Başkanına gönderilen diplomasi temsilcileri için Devlet Başkanının değişmiş olması
6. Gönderen devlet ile kabul eden devlet arasında diplomatik ilişkilerin kesilmiş olması
7. Gönderen veya kabul eden devletlerden birinin ortadan kalkması
8. Gönderen devlet ile kabul eden devlet arasında diplomasi temsilcilerinin geri çağırılmasına fırsat kalmadan savaş çıkması halinde, diplomatik görev sona erer.

*** Corps Diplomatique (Diplomatic Corps) : Çeşitli devletler tarafından bir devlet yanına atanmış diplomasi temsilcilerinin ve diplomatik personelin oluşturduğu fiili topluluğa denilir. Kabul eden devlet ülkesinde, göreve başlama tarihi itibarıyla en eski olan büyükelçi corps diplomatique’in başkanlığını yapar. Bu büyükelçiye “doyen” adı verilir.
*** Konsoloslar : başka bir devletin ülkesinde, çoğu zaman da limanlarında, ülke devletinin izniyle, kendini atayan devletin ticaret ve gemicilik çıkarlarıyla ilgili görevler yapmak, vatandaşlarının çıkarlarını korumak ve kolaylaştırmak üzere bulundurulan ve temsil yetkisine sahip olmayan görevlilerdir.
*** Diplomasi temsilcileriyle konsoloslar arasındaki önemli fark, diplomasi temsilcilerinin temsil yetkisine sahip olmalarına karşın, konsolosların böyle bir temsil yetkisine sahip bulunmamalarıdır.
*** Konsoloslar atanma şekillerine göre :
1. Meslekten konsoloslar : kendilerini gönderen devletin resmi memurlarıdır. Bunların sahip olmaları gereken nitelikler, her devletin kendi iç hukuk kurallarıyla saptanır.
2. Fahri konsoloslar : kendilerini atayan devletin resmi memuru olmadıkları gibi, çoğu zaman da o devletin vatandaşı bile değillerdir.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y108/3/2010
*** Konsolosların sınıfları :
1. Başkonsolos
2. Konsolos
3. Muavin Konsolos
4. Konsolos Ajanı
*** Bir konsolosun atanabilmesi için önceden gönderen devlet tarafından kabul eden devletin dışişleri bakanlığına durum bir nota ile bildirilir. Ayrıca konsolosa da bir atama belgesi verilir. Konsolosun göreve başlayabilmesi, kabul eden devlet başkanı tarafından “buyrultu (exequatur)” denilen yazılı izin belgesinin verilmesinden sonra mümkün olur.
*** Konsolosların görevleri :
1. Ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmek ve bunlarla ve ayrıca gemicilikle ilgili işlemlerde bulunmak
2. Kabul eden devlete karşı gönderen devlet vatandaşlarının çıkarlarını, haklarını korumak ve vatandaşların medeni hukuk bakımından bazı işlemlerini yerine getirmek
3. Gönderen devletin yasalarına göre, belirli durumlarda noterlik görevi yapmaktır.
*** Konsolosluk Ajanları : konsolosluk antlaşmalarıyla saptanır. Diplomatik personele uygulanan kadar kapsamlı olmasa da konsoloslar, kişi dokunulmazlığından faydalanırlar. Konsolos binalarının, arşivlerinin dokunulmazlığı olduğu gibi, haberleşme ve gezi serbestliğinden faydalanırlar. Konsoloslara ayrıca yargı ve gümrük muaflıkları da uygulanır.
*** Konsolosluk genel sebeplerle ve geri çağırma, buyrultunun (exequatur) geri alınması ve iki devlet arasında savaş hali gibi devletler hukukuna ait sebeplerle sona erebilir.
*** Devletler arasındaki ilişkilerin sona ermesi :
1. Tarafların isteği ile diplomasi ilişkilerinin kesilmesi
2. Devletlerden birinin egemenliğini kaybetmesi (Federasyona giren eski bağımsız devletlerle diğer devletlerin siyasal ilişkileri sona erer.)
3. Silahlı anlaşmazlık çıkması
4. Yaptırım olarak diplomasi ilişkilerinin kesilmesi : B.M. antlaşması ile, milletlerarası barışın tehdidi, bozulması veya saldırma fiilinin varlığı halinde, Güvenlik Meclisi, Teşkilat üyesi devletleri ilgili devletle siyasal ilişkileri kesmeye davet eder. B.M. Teşkilatının bu karar veya tavsiyesinin uygulanmasında, aleyhine tedbir uygulanan devletle diğer devletler arasındaki diplomatik ilişkiler kesilmiş olur.
*** Antlaşmaların Çeşitleri :
1. Konuları bakımından : ticaret antlaşmaları, konsolosluk antlaşmaları, barış antlaşmaları, askeri antlaşmalar, ittifak antlaşmaları, suçluların geri verilmesi, vb.
2. Biçimsel ve Nesnel Bakımdan : Bu ayırım daha fazla rağbet görmektedir. Biçimsel ayırım antlaşmaya taraf olan devletlerin sayısına göre yapılır : İki taraflı antlaşma, çok taraflı antlaşma. Nesnel ayırımda antlaşmalar akit antlaşma ve kanun antlaşma olarak ayrılır.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y98/3/2010
*** Antlaşma yetkisi herşeyden önce devletlere aittir. Milletlerarası kuruluşların da antlaşma yetkisi vardır. Papalığın da antlaşma yetkisi vardır. Papanın dinsel konularla ilgili olarak yaptığı antlaşmalara Konkordo (concordat) adı verilir.
*** Antlaşmaların hazırlanması aşamasında ilgili devletler adına görüşmelere katılacak temsilcilere kendi devleti tarafından bir yetki belgesi verilir. Ancak diplomasi temsilcileri ile Devlet Başkanları ve Dışişleri Bakanları için yetki belgesi lüzumlu değildir.
*** Antlaşma, imzalama ile yürürlüğe girmez, imzalayan devletin yetkili organınca onaylanması gerekir. Onaylayan devlet bir onay belgesi hazırlar ve iki taraflı antlaşmalarda bu onay belgeleri değiştirilir ve o tarihte antlaşma yürürlüğe girer. Çok taraflı antlaşmalarda devletler tarafından hazırlanan onay belgeleri önceden kararlaştırılan biryere gönderilir. Belirtilen sayıda devlet gönderince antlaşma yürürlüğe girer.
*** Anayasamıza ve kanunlarımıza göre, antlaşmaların görüşülmesi ve imzalanmaları aşamalarında sadece yürütme organı yetkilidir. Antlaşmaların onaylanmasında ise, yasama ve yürütme organı birlikte yetkilidirler. Anayasaya göre: Cumhurbaşkanı milletlerarası antlaşmaları onaylar ve yayınlar. Ancak T.C. adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kurullarla yapılacak antlaşmaların onaylanması T.B.M.M. nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. Yani Cumhurbaşkanı’nın bir antlaşmayı onaylama yetkisini kullanabilmesi için T.B.M.M.’nin müdahalesi ve onaylamayı bir kanunla uygun bulması, yani Cumhurbaşkanı’na her antlaşma için ayrı bir kanunla izin vermesi gerekmektedir. Ancak süresi bir yılı aşmayan bazı antlaşmalar iki ay içinde T.B.M.M. bilgisine sunulmak kaydıyla yayınlama ile yürürlüğe girer.
*** Antlaşmalarda 3. devlet bakımından etkiler :
1. Üçüncü devlet yararına hak yaratan antlaşmalar
2. Üçüncü devlete yüküm getiren antlaşmalar
3. En fazla gözetilen ulus şartı : bu şarta daha çok devletler arasında yapılan ticaret, ulaştırma ve ikamet antlaşmalarında tesadüf edilmektedir.
*** Milletlerarası kuruluşlar :
1. Evrensel nitelikte olanlar : Milletler Cemiyeti, B.M. Teşkilatı, Milletlerarası Uzmanlık Kurumları
2. Bölgesel nitelikte olanlar
*** T.C. 18 Temmuz 1932’de Milletler Cemiyeti’ne katıldı.
*** Milletler Cemiyeti’nin 3 önemli organı vardı :
1. Genel Kurul (Assamble) : Son toplantısını 1946’da Cenevre’de yaparak cemiyetin feshi kararını almıştır.
2. Konsey
3. Sekreterlik
*** B.M. Teşkilatı’nın kurulmasında Atlantik Bildirisi (1941) ilk adımı teşkil eder. Bunu takiben 10 Ocak 1942’de Mihver Devletlerine karşı savaşan 27 devlet tarafından Washington’da imzalanan B.M. bildirisi ikinci adımı oluşturmuştur. 1943 tarihinde Moskova’da A.B.D., S.S.C.B., İngiltere ve Çin temsilcileri tarafından imzalanan Moskova Bildirisi ile bu yolda çok önemli bir adım daha atıldı. 1945 yılında San Fransisko Konferansında B.M. Antlaşması son şeklini alarak konferansa katılan devlet temsilcileri tarafından imzalandı. B.M. Antlaşması beş büyük devletin ve ayrıca akit devletlerin çoğunluğu olan 24 devletin onay belgelerini A.B.D. Hükümeti’ne vermeleriyle 24 Ekim 1945 tarihinde yürürlüğe girdi. B.M. Antlaşması 19 bölüme ayrılmış 111 maddeden ve ayrıca 70 maddelik Milletlerarası Adalet Divanı Statüsünden ibarettir.
*** B.M. Teşkilatı’nın organları :
1. Genel Kurul
2. Güvenlik Konseyi
3. Ekonomik ve Sosyal Konsey
4. Vesayet Konseyi
5. Milletlerarası Adalet Divanı
6. Sekreterlik
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y88/3/2010
*** Her üye devlet Genel Kurul’da en çok 5 temsilci bulundurabilir, fakat her üye devlet sadece bir oy hakkına sahiptir.
*** Güvenlik Konseyi’nin herhangi bir uyuşmazlık veya herhangi bir durum karşısında antlaşma gereği kendisine yüklenilen görevini yaptığı sırada, Genel Kurul bu konuda tavsiye kararı alamaz. Genel Kurul, milletlerarası barış ve güvenliği tehlikeye düşürecek durumları Güvenlik Konseyi’nin dikkatine arzeder.
Müzakerelerin sonunda kararlar alınır ve bunlar tavsiye şeklinde üye devletlere bildirilir. Bunlar hukuken bağlayıcı değildirler. Güvenlik Konseyinin kararları ise emredici olup, hukuken bağlayıcıdırlar.
Genel Kurul yılda bir defa olağan, ayrıca gerektikçe de olağanüstü toplanır. Olağan toplantı her yıl Eylül ayının 3. Salı günü yapılır. Kararlar oy çoğunluğu ile alınır. Ancak önemli meselelerde Genel Kurul hazır bulunan ve oylamaya katılan üyelerin üçte iki çoğunluğu ile karar verir. Önemli meseleler başlıca: Milletlerarası barış ve güvenliğin korunması, Güvenlik Konseyinin geçici üyelerinin seçimi, Ekonomik ve Sosyal Konsey üyeleriyle, Vesayet Konseyinin bir kısım üyelerinin seçimi, Teşkilata yeni üye kabulü, üyelerin hak ve imtiyazlarının kaldırılması, üyelikten çıkarma, vesayet rejiminin işlemesiyle ilgili meseleler ve bütçe meseleleridir.
*** Güvenlik Konseyi B.M. Teşkilatının en önemli organlarından biridir. Konseyin 15 üyesi olup, bunlardan beşi sürekli üyelerdir. (A.B.D., İngiltere, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa ve S.S.C.B.). Diğer 10 üye ise Genel Kurul tarafından seçilir. Geçici üyelerin görev süresi iki yıldır ve süresi biten üyenin derhal yeniden seçilmesi mümkün değildir. Güvenlik Konseyinin her üyesinin Konseyde bir temsilcisi vardır.
*** Genel Kurul bir müzakere organı olmasına karşılık, Güvenlik Konseyi daha çok bir yürütme organı niteliğindedir.

*** Güvenlik Konseyinde her üye devletin bir oy hakkı vardır. Kararlar 9/15 çoğunlukla alınır. Burada şu ayırıma dikkat etmek gerekir : usul sorunlarında, Güvenlik Konseyinin herhangi 9 üyesinin olumlu oyu karar alınması için yeterli olduğu halde, usul sorunları dışında kalan bütün sorunlarda kararların, sürekli üyelerin hepsinin (5 üye) oyları dahil olmak üzere 9 olumlu oyla alınması gerekir.
*** Sürekli üyelerin veto hakkı var. Sürekli üye anlaşmazlık taraflarından biri ise oy hakkı yoktur.
*** Ekonomik ve Sosyal Konsey, Genel Kurul tarafından 3 yıl süre için seçilen 54 üyeden oluşur. Üyelerin görev süreleri biter bitmez yeniden seçilmeleri mümkündür. Her üye devletin 1 oy hakkı vardır. Kararlar toplantıda hazır bulunan ve oy veren üyelerin çoğunluğu ile alınır.
*** Yeni Gine ve Pasifik Adalarından başka vesayet rejimi ile idare edilen ülke kalmadığından Vesayet Konseyinin önemi azaldı.
*** Milletlerarası Adalet Divanı, B.M.’in yargı organıdır.
*** Milletlerarası Adalet Divanı 15 bağımsız yargıçtan kurulur. Bunlar Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi tarafından seçilir.
*** Divanın yargı yetkisi ve danışma yetkisi olmak üzere iki çeşit yetkisi vardır. Yargı yetkisi kural olarak isteğe bağlıdır. Danışma yetkisi ise: Genel Kurul veya Güvenlik Konseyi hukuki herhangi bir soruna ilişkin olarak Divan’dan görüş isteyebilir.
*** Sekreterlik bir Genel Sekreter başkanlığında, milletlerarası memur statüsünde yeterince personelden kurulur. Genel Sekreter, Güvenlik Konseyinin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından atanır. Genel Sekreter Milletlerarası Adalet Divanı hariç bütün organların toplantılarına katılır ve bu organlarca kendisine verilen görevleri yapar. Teşkilatın çalışmaları hakkında Genel Kurula yıllık raporlar sunar. Genel Sekreter milletlerarası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye sokabilecek her hususta Güvenlik Konseyinin dikkatini çekebilir. Genel Sekreter ve memurları görevlerini yerine getirirlerken herhangi bir hükümetten veya teşkilat dışında herhangi bir makamdan talimat isteyemezler ve talimat alamazlar.
*** B.M.’de şimdiye kadar görev yapan genel sekreterler :
1. Trygve Lie
2. Dag Hammerslgold
3. U. Thant
4. Avusturyalı diplomat Kurt Waldheim
5. Perez De Cuellar
6. Butros Gali
7. Kofi Annan
*** Milletlerarası uzmanlık kurumu olarak 14 kurum bulunmaktadır.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y78/3/2010
*** Avrupa Konseyi : 1949 yılında Londra’da 10 Avrupa Devletinin (Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İsveç, İrlanda, İtalya, Lüksemburg ve Norveç) Dışişleri Bakanları arasında Avrupa Konseyi kurulması hakkında bir antlaşma imzalandı. Türkiye Avrupa Konseyi statüsünü 12 Aralık 1949 tarihli kanunla onaylamıştır. Türkiye ve Yunanistan sonra da çeşitli tarihlerde İzlanda, Federal Almanya, Avusturya, Kıbrıs, İsviçre ve Malta, Avrupa Konseyi’ne üye oldular.
*** Avrupa Konseyi’nin organları :
1. Bakanlar Komitesi : Bakanlar Komitesi üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarından oluşur. İncleme ve üye devlet hükümetlerine tavsiyede bulunma organıdır.
2. Danışma Genel Kurulu : Konseyin görüşme organıdır. Üye devletlerin Danışma Kuruluna gönderecekleri temsilcilerin sayısında, üye devletlerin nüfusları dikkate alınır. Danışma Kurulu yılda bir defa toplanır ve kararları üçte iki çoğunlukla alır.
*** Kuzey Parlamento Konseyi (N.P.C.) : Norveç, İsveç, Danimarka, İzlanda, Finlandiya. Yılda bir kez toplanır.
*** Balkan Paktı (1953) : Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya. İlgili taraflar arasında imzalanmış iki antlaşma var : 1953 yılında Ankara Antlaşması (Dostluk ve İşbirliği Antlaşması), 1954 yılında Bled Antlaşması (İttifak, Siyasal İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması)
*** Milletlerarası Siyasi, Askeri Kuruluşlar :
1. Batı Avrupa Birliği : 1948 yılında Brüksel’de İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalanan antlaşma ile kuruldu. 1954 yılında Federal Almanya ve İtalya da katıldı.
Organları : Danışma Meclisi (Dışişleri Bakanlarından oluşur.), Savunma Meclisi (Savunma Bakanları), Genel Kurmay Komitesi.
Bugün için BAB üyesi devletlerin silahlı kuvvetleri NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri (SACEUR) emrine verilmiş durumdadır.
2. NATO-Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı : Antlaşma 1949 yılında A.B.D., Kanada, BAB üyesi devletler, Danimarka, Norveç, Portekiz ve İzlanda arasında Washington’da imzalandı. Türkiye ve Yunanistan 1952 yılında NATO üyesi olmuşlardır. 1954 yılında ise Federal Almanya üye olmuştur. Fransa 1966 yılında askeri kanattan ayrıldı. Yunanistan da Kıbrıs olayları üzerine 1974’te askeri kanattan ayrıldı, 1980’de yeniden döndü.
NATO’nun Organları : Ana organı NATO Konseyi’dir. Konsey toplantılarına Başbakanlar veya Dışişleri Bakanları katılmaktadır. NATO’nun merkezi olan Brüksel’de Konsey daimi temsilcileri bulunmaktadır.
Diğer önemli organlar “Savunma Komitesi” ile Genel Kurmay Başkanlarından oluşan “Askeri Komite”dir. Askeri Komiteye bağlı 4 yüksek komutanlık vardır :
a. Müttefik Kuvvetler Avrupa Yüksek Komutanlığı (SHAPE)
b. Müttefik Kuvvetler Atlantik Yüksek Komutanlığı (SACLANT)
c. Manche Komitesi ve Manche Komutanlığı
d. A.B.D.-Kanada Bölge Strateji Grubu
NATO Teşkilatının Konsey tarafından atanan bir Genel Sekreteri vardır. Genel Sekreter diğer görevleri yanısıra Konseyin Başkan vekilliği görevini de yapar. Bugün Genel Sekreter Xjavier Solana’dır.
*** Avrupa Kıtasında milletlerarası ekonomik kuruluşlar :
1. Avrupa Ekonomik Komisyonu
2. Benelux
3. Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı
4. Avrupa Ödemeler Birliği
5. Avrupa Kömür ve Çelik Birliği
6. Avrupa Atom Enerjisi Birliği
7. A.E.T. (Ortak Pazar)
8. Karşılıklı Ekonomik Yardım Meclisi (COMECON)
*** Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı 1948’de kuruldu. 1960 yılında A.B.D. ve Kanada’nın katılımıyla bugünkü ismini aldı. Organları :
1. Konsey
2. Yönetim Komitesi
3. Genel Sekreter
4. İkinci derece organlar
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y68/3/2010

*** A.E.T. (Avrupa Ortak Pazarı) : 1957 yılında Roma’da Fransa, Federal Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg arasında imzalanan Roma Antlaşması ile kurulmuştur. 1972 yılında İngiltere, İrlanda ve Danimarka katıldı. 1981’de Yunanistan katıldı.
Türkiye ile A.E.T. arasında 1963 tarihinde Ankara’da imzalanan Ortaklık Antlaşmasına göre ortaklık 3 dönemde oluşacaktır :
1. Hazırlık Dönemi,

2. Geçiş Dönemi
3. Son Dönem
1 Ocak 1973 tarihinde başlayan geçiş döneminin amacı Türkiye ile A.E.T. arasında gümrük birliğini sağlamaktır.
Son dönemde A.E.T. ile Türkiye arasında gümrük birliği gerçekleştirilecek ve ekonomik politikalar arasında uyum sağlanmış olacaktır. Bu dönemin sonunda tam üyeliğe geçiş hazırlıkları da bitmiş olacaktır.
*** Karşılıklı Ekonomik Yardım Meclisi (COMECON) 1949 yılında Moskova’da toplanan ekonomik konferanstan sonra S.S.C.B., Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Romanya ve Çekoslavakya arasında kuruldu. Sonra Arnavutluk ve Demokratik Almanya katıldı.
*** Milletlerarası uyuşmazlıklar :
1. Siyasal uyuşmazlıklar : Diplomatik yoldan çözülür.
2. Hukuksal uyuşmazlıklar : Hakemlik ya da yargı yoluna gidilir.
*** Uyuşmazlıkların diplomasi yoluyla çözülmesi şekilleri başlıca şunlardır :
1. Görüşme,
2. Dostça girişim,
3. Arabuluculuk,
4. Soruşturma komisyonları,
5. Uzlaştırma komisyonları,
6. B.M. Teşkilatınca uyuşmazlıkların çözümü
*** Bir uyuşmazlık B.M.Güvenlik Konseyi gündeminde bulunduğu sürece Genel Kurul bununla ilgilenemez. Güvenlik Konseyi gündemi dışında bulunan uyuşmazlıklar hakkında Genel Kurul tavsiye kararı alabilir.
*** Milletlerarası hakemlik : 1957 tarihli Strasbourg Sözleşmesi’ne göre hakem mahkemesi 5 üyeden oluşmaktadır. Birer üye uyuşmazlığa taraf olan devletlerden, başkan ve iki üye 3. devletler tarafından ve tarafların vatandaşı olmayan kişiler arasından seçilir. Hakemlik organının vereceği karar, uyuşmazlığı kesin olarak çözer. Hakem kararına uymak zorunludur. 1957 Avrupa Sözleşmesine göre bir taraf karara uymazsa, diğer taraf sorunu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine götürebilir.
*** Milletlerarası uyuşmazlıkların yargı yoluyla çözümünü sağlamak için B.M. Antlaşmasına ek olarak Milletlerarası Adalet Divanı Statüsü kabul edilmiş ve bu statü gereği Divan’ın yargıçları 1946 yılından itibaren La Haye’de çalışmaya başlamışlardır.
*** Harp Hukukunun Amacı :
1. Savaşanları ve savaş dışı kalanları gereksiz ızdıraplardan korumak
2. Düşman eline düşen kişilerin, özellikle savaş tutsaklarının, yaralıların, hasta ve sivillerin bazı temel insani haklarını korumak
3. Uygarlık eserlerinin harbin etkilerinden zarar görmesini önlemek
4. Barışın yerleşmesini kolaylaştırmaktır.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y58/3/2010

*** Harp Hukukunun kaynakları başlıca: milletlerarası teamül (örf ve adet) kuralları ile çok taraflı milletlerarası antlaşmalardır.
Harp Hukuku ile ilgili teamül kuralları arasında Harp Hukukunun temel prensipleri olarak adlandırılan başlıca 3 kural hatıra gelir. Bunlar “Askeri Zaruret”, “İnsanin Davranış Kurallarına Uyma” ve “Mertlik” tir.
*** 1949 tarihli 4 ayrı Cenevre Sözleşmesi vardır. Bunlar, savaş tutsaklarına yapılacak işlemler, Kara ve deniz savaşında yaralıların durumunu iyileştirme ve savaşta sivil halkın korunması hakkındadır.
*** Harp Hukuku kuralları ile ilgili sözleşmelerin bir kısmında yeralan çekinceler (itirazi kayıt) bu sözleşmelerin bağlayıcı güçlerini de büyük ölçüde azaltmaktadır.
*** Dayanışma koşuluna göre; akit devletlerden biri sözleşmeye aykırı davranırsa, sözleşmeyi çiğnerse yada savaş sözleşmeyi onaylamamış bir devlet katılırsa, öteki akit devletler de kendilerini sözleşmeye bağlı saymayabilmektedirler. (1864, 1906 sözleşmeleri ve 1907 La Haye Sözleşmeleri)
*** 1949 tarihli 4 ayrı Cenevre Sözleşmesinde ise böyle bir “dayanışma koşulu” yoktur.
*** Harp durumunun başlamasından itibaren savaşan devletler arasında Harp Hukuku, tarafsız devletler arasında Tarafsızlık Hukuku kuralları uygulanacaktır.
*** 1907 La Haye Sözleşmesi’ne göre harp ilan edilmeden diğer devlet ülkesinin sınırını geçen Silahlı Kuvvetler personeline diğer devletin eşkıya işlemi yapması ve onları Harp Hukuku’nun sağladığı kolaylıklardan faydalandırmaması mümkündür. Yine aynı sözleşmeye göre harp ilanının gerekçeli olması gerekir.
*** Anayasamıza göre harp ilanına yetkili organ T.B.M.M.dir.
*** Harbin sona ermesi : 4 biçimde olur.
1. Savaşmayı durdurmak,
2. Savaşan devletin devlet kişiliğinin son bulması (Deballatio),
3. Koşulsuz teslim,
4. Barış antlaşması,
*** Savaşan devletlerin birbirlerine karşı düşmanca eylemlerin hazırlığını yapacakları ve uygulayacakları bölgeye “savaş bölgesi” denir. Kural olarak, savaşan devletlerin kara, deniz ve hava ülkeleri ile açık deniz üzerindeki hava sahasıdır.
*** Askeri harekat sahası (veya savaş sahnesi) ise; savaş bölgesi içinde savaşan devletlerin düşmanca eylemlerin fiilen uygulandığı kara, deniz ve hava parçalarıdır.
*** Süveyş Kanalı 1888 tarihli İstanbul Sözleşmesi, Panama Kanalı 1901 tarihli Hay-Pauncecefote Antlaşması, Magellan Boğazı ise 1881 tarihli Buenos-Aires Antlaşması ile tarafsızlaştırılarak askeri harekat sahası dışında tutulmuşlardı.
*** Savaşan kuvvetler silahlı kuvvetler bünyesinde :
1. Savaşanlar (muharipler) ve geri hizmetlerde çalışanlar (hastabakıcılar, doktorlar, askeri din adamları, haberciler gibi)
2. Savaşmayanlar (gayri muharipler)
*** 1925 Cenevre Protokolü ile zehirli gazların ve bakteriyolojik silahların kullanılması yasaklanmıştır.
*** Nükleer silahların yasaklanması konusunda milletlerarası alanda yapılan ilk antlaşma, 1959 tarihli Güney Kutup Bölgesi Antlaşması’dır.


*** 5 Ağustos 1963 tarihinde Moskova’da(A.B.D., S.S.C.B. ve İngiltere arasında) imzalanan antlaşma : Bu antlaşmaya daha sonra Fransa ve Çin Halk Cumhuriyeti dışında hemen hemen bütün dünya ülkeleri katılmışlardır. Buna göre :
1. Atmosferik katmanlarda ve atmosferin üst katmanlarında,
2. Karasularında,
3. Açık deniz üstünde ve altında nükleer silahların denenmesi yasaklanmıştır.
Bu antlaşma yer altı nükleer denemelerini yasaklamamaktadır.
*** 1968 yılında A.B.D., S.S.C.B. ve İngiltere arasında imzalanan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması önemlidir.

*** Kara harbinin yöntemleri :
1. Teslim olma hakkı,
2. Savaş aldatmaları,
3. Casusluk,
4. Taarruz, kuşatma, bombardıman
*** Casusluk yaptıktan sonra yakalanmadan kendi ordusuna katılan asker casus daha sonra düşman tarafından tutsak edilirse, savaş tutsağı olarak işlem görür ve önceki casusluk eyleminden ötürü cezalandırılamaz. Sivil casuslar ise daha sonra yakalanmaları halinde yargılanır ve cezalandırılabilirler.
*** Casusu yakalayan devlet onu kendi yasalarına göre cezalandırabilir.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y48/3/2010

*** 1954 La Haye Sözleşmesi : Savaşta Uygarlık Eserlerinin Korunması hakkındadır.
*** Savaş sırasında yaralanan, hastalanan ya da denizde kazaya uğrayanlardan kimlerin I ve II sayılı Cenevre Sözleşmeleri çerçevesinde korunacakları ve bakım görecekleri şöyle sıralanmıştır :
1. Silahlı Kuvvetlerin üyeleri,
2. Silahlı Kuvvetler içindeki milis ve gönüllü birliklerin üyeleri,
3. Örgütlenmiş direniş hareketine katılanlar,
4. Askeri uçakların sivil personeli,
5. Harp muhabirleri, ordu emrindeki müteahhitler,
6. Ticaret filolarının personeli,
7. Düşmanını yaklaşması üzerine kitlesel ayaklanmaya kalkışmış ve silaha sarılmış işgal edilen ülke halkı.
*** Genel olarak siviller, askeri harekata doğrudan doğruya yada dolaylı olarak katılmayan kimseler, harp işgali altındaki ülkelerde bulunsalar dahi savaş tutsağı olarak alınamazlar, bunların serbest bırakılmaları gerekir.
*** Savaş tutsağı olabilecek kimseler :
1. Silahlı Kuvvetlerin üyeleri,
2. Silahlı Kuvvetler içindeki milis ve gönüllü birliklerin üyeleri,
3. Üzerlerinde ayırtedilebilir işaret ve başlarında sorumlu bir kişiyle, silahlarını görünür bir biçimde taşıyan diğer milisler,
4. Elinde tutan devletçe tanınmayan bir hükümete yada makama bağlı olduklarını ileri süren düzenli silahlı kuvvetlerin üyeleri,
5. Askeri uçakların sivil personeli, harp muhabirleri, ordu emrindeki müteahhitler, askerin dinlenmesini ve eğlenmesini sağlamakla görevli birliklerin personeli.
6. Ticaret filolarının personeli ile sivil uçakların mürettebatı,
7. Silahlarını görünür biçimde taşımak kaydıyla silaha sarılan işgal edilmemiş bir ülkenin halkı,

*** Savaş tutsakları sorguları sırasında ancak soyadını, adını, doğum tarihini ve sicil no’sunu bildirmekle yükümlüdürler.
*** Tutsakların kişisel eşyaları ile madeni miğfer ve gaz maskeleri bırakılacak, diğer askeri donatım malzemesi alınacaktır.
*** Savaş tutsaklarından sağlık durumu elverişli olanlar yaş, rütbe ve bedensel yetenekleri dikkate alınarak ve özellikle, kendilerini ruh ve vücut bakımından sağlık içinde bulundurmak amacıyla çalıştırılabileceklerdir. Subaylar kesinlikle çalışma yükümü altında tutulmayacaklardır.
*** Tutsakların çalıştırılabileceği işler :
1. Ziraat işlerinde,
2. Maden makine veya kimya sanayinde,
3. Askeri nitelikte yada askeri amaçlara yönelik olmayan taşıma ve donatım işlerinde,
4. Ticaret ve endüstri işlerinde,
5. Ev hizmetlerinde,

6. Askeri nitelikte olmayan kamu hizmetlerinde
*** Tutsak kampları havadan görülecek biçimde savaş tutsağı anlamına gelen PW yada PG harfleri ile işaretlenmelidir.


*** Savaş tutsaklarına tutsak edilmelerinden hemen sonra ya da bir kampa varmalarından başlayarak, engeç 1 hafta içinde ailesine yada Savaş Tutsakları Merkez Ajansı’na örneği sözleşmede görülen bir kart gönderme olanağı sağlanacaktır.
*** Kaçmayı başaran bir tutsak yeniden tutsak düşerse önceki kaçmasından dolayı cezalandırılmayacaktır.
*** İyileşemeyecek derecede yaralı yada hasta olup, zihinsel ve bedensel yetenekleri sürekli olarak çok azalmış bulunanlar, 1 yıl içinde iyileşmesine olanak görülmeyenler doğrudan doğruya ülkelerine gönderileceklerdir.
*** B.M. Genel Kurulu 1952 tarihli kararıyla zorunlu geri vermeye karşı çıkmıştır.
*** Askeri kuvvetlerin düşman ülkesi içerisinde ilerlemesine istila denir. İşgal hem istila ve hemde ülkenin yönetimini geçici olarak ele almaktır. Genel olarak istila işgal ile sonuçlanır. Harbin devamı boyunca işgal edilen ülke işgal eden devlete katılamaz.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y38/3/2010
*** Sivil halkın korunması ile ilgili ilk yazılı kurallar 1907 tarihli La Haye Sözleşmesinde ortaya çıkmıştır. 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinde geliştirilmiştir.
*** Sivil halka karşı yasaklanan (savaş suçu sayılan) eylemler :
1. Öldürmek,
2. İşkence yapmak,
3. Kişilere bedensel cezalar uygulamak veya sakatlamak,
4. Kişiler üzerinde tıbbi yada biyolojik deneyler yapılması,
5. Gaddarca ve hoyratça davranmak,
6. İşlemediği bir suçtan dolayı kişiyi cezalandırmak,
7. Sivil halktan bir grubu gözdağı vermek için topluca cezalandırmak,
8. Sivil halktan rehine almak,
9. Kadınların ırzına saldırma yada onları fuhuşa zorlamak,
*** 1907 La Haye Sözleşmesi yağmayı yasaklar ve ganimet hakkını yalnız silahlara, atlara, askeri belgelere ve taşıtlara tanır.
*** Deniz Harbi kural olarak düşman devletin iç suları, karasuları ve açık denizlerde yapılır. Açık deniz tümüyle savaş bölgesinin içindedir.
*** 1949 tarihli ve II Sayılı Cenevre Sözleşmesi : Silahlı kuvvetlerin denizdeki hasta ve kazaya uğramışların durumları hakkında.
*** 1907 La Haye Konferansı’na göre salıverildiklerinden 1 saat sonra yada bağlarını kopardıktan sonra zararsız hale gelmeyen yahut bağlanmamış mayınların kullanılması yasaktır.
*** 1936 Londra Protokolü (T.C. antlaşmayı 1937 tarihli kanunla kabul etti) : Denizaltılar, suüstü gemileri gibi kabul edilmekte ve denizaltıların saldıracakları gemilerin yolcusunu ve gemi adamlarını güvenlik altına almadan, bu gemileri batırmaları yasaklanmaktadır.
*** Korsanlık, bir savaşan devlet tarafından verilen izin üzerine kişilerin ticaret gemilerini silahlandırarak düşman gemilerine saldırmak suretiyle harbe katılmalarıdır. Korsanlık (Privateering) ile deniz haydutluğu (Piracy) arasında fark vardır. Deniz haydudu bütün hukuk düzenlerine karşı gelen bir kimsedir. Korsan ise, harp zamanında bağlı olduğu devletin resmi izni ile savaş eylemlerinde bulunan bir geminin durumudur. Kırım Harbinden sonra toplanan Paris Kongresi sonunda yayınlanan 1856 bildirisi ile korsanlık yasaklandı. Ticaret gemileri savaş eylemlerine katılamazlar, ancak bir saldırıda bulunulduğu zaman yasal savunma hakları vardır.
*** Teslim olan gemi batırılmaz, el konur. Teslim olan gemi komutanı, teslim olan gemideki yüke de kendi devleti adına zoralım (müsadere) uygular.
*** Savaşta gemilerin uygulayamayacağı aldatmalar : Gemilerin hastane gemisi biçimine sokulmaları, batma işareti vererek düşmanı üzerine çekmek, sonra da saldırmak. (uygulanmasa da düşman gemilerin tarafsız devletlerin bayrağını çekmemeleri gerekir.)
*** 1907 La Haye Sözleşmesi’ne göre herhangi bir limanın önüne serbest kontakt denizaltı mayınlarının konmuş olması, sadece bu nedenle limanın bombardıman edilmesini gerektirmez.
*** Abluka, düşman devlet ülkesinin açık deniz ile bağlantısının kesilmesi ve bu şekilde, düşmanın direnme gücünün kırılması yada azaltılmasıdır.
*** Savaşan devletlerden biri tarafından ele geçirilen düşman ticaret gemisinin gemi adamlarına ne işlem yapılacağı 1907 tarihli La Haye Sözleşmesiyle düzenlenmiştir.
1940 tarihli Zapt ve Müsadere Kanunumuzda bu sözleşmeye uygun olarak derki ; Zapt olunan düşman nakil vasıtalarının kaptan, doktor ve çarkçıları ;
1. Bitaraf bir devlet tabiyetinde olduklarını isbat ettikleri ve
2. Harbin devamı müddetince hiçbir düşman nakil vasıtasında hizmet deruhte etmeyeklerine dair yazılı söz verdikleri taktirde serbest bırakılırlar.
Ancak, düşman silahlı kuvvetleri üyeleri, düşman silahlı kuvvetlerinin hizmetine girmek amacıyla yolculuk yapanlar ve düşman ajanları serbest bırakılmazlar.
*** Hastane gemileri : Bu tür gemilerin kullanılmalarından 10 gün önce isim ve nitelikleri savaşan taraflara bildirilecektir.
*** Savaşan devletler hastane gemilerini herzaman denetleme hakkına sahiptirler. Sakıncalı durumlarda bu gemiler 7 gün seferden alıkonabileceği gibi, denetleme amacıyla bu gemilere geçici olarak bir komiser koyabilirler. Hastane gemilerinin bütün dış yüzeyleri beyaz olacak ve görünür işaretleri olacak

*** A.B.D., Japonya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Hollanda temsilcilerinden oluşan bir komisyon 1923’te La Haye Kuralları olarak adlandırılan ve hava harbi ile ilgili birtakım ilke ve kurallar kabul etmişlerdir. Buna göre :
- Hava harbinde de haince (kahpece) yöntemlere başvurmamak ve uçaklar üzerinde sahte işaretler taşımamak gerekmektedir.
- Bombardımanlar ancak askeri hedeflere yapılabilecektir.
- Düşman savaş uçağının yaklaşması üzerine en yakın meydana iniş yapmayan sivil uçağa ateş açılabilir.
- Askeri olmayan bir devlet uçağının personeli ve yolcuları düşman hizmetinde olmamak ve askerlik çağında bulunmamak koşuluyla serbest bırakılırlar.
- Sivil (özel) bir uçağın düşman devlet uyruğunda olan personeliyle, düşman devlet hizmetindeki tarafsız uyrukları savaş tutsağı yapılabilir. Tarafsız olanlar savaş sonuna kadar düşman devlet hizmetini kabul etmemeyi yazılı olarak kabul ederlerse serbest bırakılabilirler.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y28/3/2010
*** Tarafsızlık sürekli veya geçici olabileceği gibi, silahlı yada silahsız da olabilir.
*** Sürekli tarafsızlık, bir devletin öteki devletlerce siyasal bağımsızlığının ve ülke bütünlüğünün güvence altına alınmasına karşılık yasal (meşru) savunma dışında savaş hakkından ve askeri ittifaklara katılma hakkından vazgeçmesi durumudur (Avusturya ve İsviçre). Geçici tarafsızlık da ortaya çıkan bir savaşa katılmayan bir devletin sadece o savaş durumu ile sınırlı tarafsızlık durumu söz konusu olur.
*** B.M. Antlaşması gereğince zorlayıcı önlemlere katılma zorunluluğu, Güvenlik Kurulu’nun üye devletler ile ayrı ayrı yapacağı özel antlaşmalara bağlıdır.
*** Tarafsız devletler savaşan devletlere ait yaralılar ve hastaların ülkelerinden geçmelerine izin verebilirler. Ancak arada savaş personel ve malzemesi olmamalıdır. Savaşan devletlerden birinin, düşman savaşan devlete ait savaş yaralılarını tarafsız devlet ülkesine getirmesi halinde tarafsız devlet bunları savaş sonuna kadar korumakla yükümlüdür.
*** Tarafsız devletler savaşan devletler ait savaş gemilerinin karasularından geçişini yasaklayıp yasaklamamakta serbesttirler.
*** Savaşan devletlere ait askeri uçaklar tarafsız devletin hava ülkesinde uçamazlar. Bu ülke üzerinde uçar veya inmek yada indirilmek zorunda kalırlarsa, tarafsız devletin bunları gözaltına alması gerekir. Savaşan devletlere ait sıhhiye uçakları 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi uyarınca tarafsız devletlerin hava ülkesinde uçabilirler ve zorunlu hallerde tarafsız devlet kara ülkesine veya deniz ülkesine inebilirler.
*** Tarafsız devletler, savaşan devletlerin hepsine aynı biçimde davranmak şartıyla, limanlarını savaşan devletlerin savaş gemilerine açıp açmamakta serbesttirler. La Haye Sözleşmesi savaş gemilerinin tarafsız devlet limanlarında kalış süresini 24 saat olarak saptamıştır. Fakat tarafsız devlet bu süreyi bütün savaşan devletler için geçerli olmak üzere artırabilir. Aynı sözleşme uyarınca tarafsız bir limanda, savaşan bir devlete ait savaş gemisi sayısı aynı anda üçü geçemez. Tarafsız limanda aynı zamanda birbirleri ile düşman iki savaşan devletin savaş gemileri bulunuyor ise, bu gemilerin limandan ayrılışları arasında en az 24 saat ara olacaktır. Bu kurallara uymayan savaş gemilerine tarafsız devlet tarafından el konulur ve personeli gözaltı edilir.
*** Savaşan devletlere ait savaş gemileri, tarafsız limanlardan ancak en yakın kendi limanlarına yetecek kadar yakıt, yiyecek ve malzeme alabilirler. Bir tarafsız limandan ikmal yapan savaş gemisi aradan 3 ay geçmeden tekrar aynı limandan ikmal yapamaz.
*** Tarafsız devletler savaşan devletlere mensup kişilere, ülkelerine sığınma imkanı verip vermemekte serbesttirler. Ancak sığınma olursa, bunların silahlarının alınması ve hepsinin gözaltı edilmesi gerekir.
*** 1923 La Haye Kurallarına göre tarafsız bir ülkeye inen savaşan devletin uçakları ile bunların personelinin tarafsız devlet tarafından gözaltı edilmesi gerekir.
*** Savaşan devletlere ait bir savaş gemisi, içinde tutsakları ile tarafsız bir limana girdiğinde, gemideki savaş tutsakları karaya çıkarılmadıkça serbest bırakılmaları gerekmez. Savaş gemisi tarafsız limanda kalması için öngörülen süreyi aşarsa, gemideki savaş tutsaklarının serbest bırakılmaları gerekir.
*** Kendi harp gemileri nezaretinde bulunan tarafsız nakil vasıtaları durdurma ve araştırmaya taabi değildir.
*** 1856 Paris Bildirisi’ne göre tarafsız devletin bayrağını taşıyan gemide buluna düşman devlete ait mal, savaş kaçağı olmamak koşuluyla, el koyma ve zoralım konusu olamaz. Ayrıca düşman devletin bayrağını taşıyan gemide bulunan tarafsız mala, savaş kaçağı olmamak şartıyla el koyma ve zoralım uygulanamaz.
0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

y18/3/2010

*** Tarafsız devletlerle savaşan devletler arasındaki kısıtlanmış ticaret özgürlüğü konuları:

1. Savaş kaçağı,
2. Abluka,
3. Düşmanca yardım.
*** Harpte doğrudan doğruya kullanılabilecek her türlü silah ve diğer askeri malzeme kesin savaş kaçağı mallardır. Zapt ve Müsadere Kanunumuza göre, savaş amaçları için olduğu kadar barış amaçları için de kullanılabilen ve T.C. Hükümetince ilan edilen listede bulunan ve düşman silahlı kuvvetlerinin yada düşman yönetim makamlarının kullanılmasına özgü her türlü eşya ve maddeler şarta bağlı savaş kaçağı sayılırlar.
*** Kanunlarımıza göre, savaş kaçağı taşıyan araçlara el konulur. Savaş kaçağı değer, ağırlık, hacim yada navlun bakımından yükün yarısını aşarsa, bu taşıt araçlarına zoralım (müsadere) uygulanır. Savaş kaçağı taşıyan tarafsız devlet gemilerine de zoralım uygulanır.
*** Harbin başlamasından önce yolculuğa çıkmış bulunan yada taşıdığı malın savaş kaçağı olduğundan haberi bulunmayan, yada bunu bilmekle birlikte savaş kaçağı malı boşaltmayan gemideki savaş kaçağına ancak bir tazminat karşılığında zoralım (müsadere) uygulanabilir (kanunlarımıza göre). Bu durumda olan geminin yükünün yarısından fazlası savaş kaçağı olsa bile müsadere edilmesi mümkün değildir.
*** Ablukanın başlıca 3 çeşidi vardır :
1. Askeri ve stratejik abluka,
2. Ticaret ablukası,
3. Kağıt üzerinde abluka,
*** Milletlerarası nehirlerde, nehire kıyısı olan tarafsız bir devlet varsa, bu nehirlere abluka uygulanmaz. Süveyş Kanalı ile Panama Kanalına abluka uygulanmayacağına dair milletlerarası antlaşmalar vardır.
*** Ablukanın geçerli olabilmesi için başlıca 3 şart vardır :
1. Ablukanın ilanı
2. Ablukanın tebliği
3. Ablukanın etkin olması
*** Ablukanın yarılması sayılmayan durumlar : kötü hava koşulları, kumanya ve başka gereksinimleri karşılamak için abluka altına alınmış yere kesinlikle gitme zorunluluğu, abluka başlamadan önce limanda bulunan tarafsız bir geminin limandan çıkması
*** Zapt ve Müsadere Kanunumuza göre bilerek abluka edilen kıyıya yaklaşmaya veya kıyıdan ayrılmaya girişen gemiye, elkoyma (zapt ve zoralım- müsadere) uygulanır. Ayrıca bu gemideki mala da el konur. Ancak malın sahibi yükleme sırasında ablukadan haberi olmadığını kanıtlayabilirse, mala zoralım uygulanmaz.
*** Savaş kaçağı daha çok mallar ve eşya ile ilgili bir ticaret sınırlaması biçiminde belirirken, düşmanca yardım savaşanlardan birine insan yada haber göndermek, bir gemiyi yada birtakım başka hizmetleri savaşanlardan birinin yararlanmasına sunmak biçiminde ortaya çıkmaktadır.
*** Düşmanca yardımda bulunan gemilere elkonur (zapt) ve zoralım (müsadere) uygulanır. Bu gemiye karşı Devletler Hukukunun elverdiği ölçüde silah da kullanılabilir.
*** Zapt ve müsadere hakkı :
1. Açık denizlerde,
2. Karasularında,
3. İçsularda,
4. Hakimiyet altındaki sularda uygulanabilir.
*** Bonas Fides : iyi niyet casus belli : savaş nedeni
exequatur : buyrultu pact punt servanda : verilen söze bağlılık
persona non grata : istenmeyen kişi status quo : şimdiki durum
status quo ante : önceki durum

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

arapca- fiil-46/12/2009
 

8-HABERİ MUZARİ FİİL OLAN NAKIS FİİLLER (Kade ve Benzerleri)    

 

     كاد soyundan olanlar, önüne geldikleri isim cümlesindeki mübtedayı isim kılarak merfu bırakır, haberi ise kendilerinin haberi kılar ve mansub yaparlar, şu kadar var ki, haber, daima muzari fiil ile başlayan fiil cümlesi olur. Bunlarında anlamları sadece merfu isimleriyle tamam olmaz ve habere ihtiyaç gösterir.

     كاد soyundan olan bu nakıs fiiller 3 çeşittir: Murakabe (yakınlık),  Reca (ümit) ve  Şuru (başlama) Fiilleri

 

     a)Murakabe (yakınlık) fiilleri: Haberde belirtilen şeyin meydana gelmesinin yakın olduğunu bildirirler. Bunlar:    كرب   اوشك   كاد    fiilleridir.

     Yaprak nerede ise düşecek           كاد الورق يسقط

     Mal nerede ise tükenecek             اوشك المال ينفد

     Su nerede ise donacak                 كرب الماء يجمد

 

     b)Reca (ümit) fiilleri: Haberde belirtilen şeyin meydana gelmesinin umulduğunu bildirirler.

Bunlar:   اخلولق   عسى   حرى   fiilleridir.

     Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder        عسى ربكم ان يرحمكم

     Umulur ki hasta iyileşir                                حرى المريض ان يبرأ

     Umulur ki kar yağar                                    اخلولق الثلج ان ينزل

 

     c)Şuru (başlama) Fiilleri: Haberde bildirilen işe başlandığını bildirirler. Bunlar:  اقبل  علق  اخذ  جعل

 هب  ابتدأ  قام  انبرى شرع  أنشأ  طفقfiilleridir.

     Çocuk ağlamaya başladı               أخذ الولد يبكى

     Çocuk okumaya başladı                شرع الطالب يقرأ

     Çocuk haykırmaya başladı            جعل المجنون يصرخ

 

 

9- MEDH (ÖĞME) VE ZEM (YERME) FİİLLERİ (Ni’me ve Bi’se)

 

     Arapçada, öğme için  نعم  , yerme için de  بئس  donmuş fiilleri kullanılır. Bu donmuş fiillerden sonra merfu iki isim bulunur.

     Halid iyi hocadır       نعم الاستاذ خالد

     Cümlesindeki  نعم  donmuş bir fiildir. Yalnız mazi sıygası vardır.  الاستاذ  cümlede faildir, merfudur. İkinci isim, yani  خالد  kelimesine mahsus denir, o da merfudur.

 

     Mahsus, misalde görüldüğü gibi, fiilden daha sonra gelirse, ya mahfuz bir mübtedanın haberidir (mahfuz mübtedanın takdiri  الممدوح   veya   المذموم  olur) veya kendisi, geriye bırakılmış mübtedadır (muahhar mübtedadır), haberi de kendinden önceki cümledir. Yani, cümledeki mahsus kelime mübteda olunca, cümle aslında şöyle olabilir.

     Halid iyi hocadır         خالد       نعم  الأستاذ           

                                                     Fail     fiil       mübteda    

                                                          Haber

     Not: Öğme ve yerme için kullanılan   نعم  ve   بئس  donmuş fiillerin müennesleri  نعمت  ve  بئست  dir.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

arapca- fiil-36/12/2009
 

6-FİİLLERİN BÖLÜMLERİ (Aksamusseba ): Fiiller, kök harflerinin cinsine göre bölümlere ayrılır. Bu şöyle gösterilir.

………………………………FİİL………………………………

                       İLLETLİ                                                                      SAHİH

     (Kök harflerinden biri veya ikisi)                                       (Kök harflerinden hiçbirisi) 

              illetli harf olan fiil                                                        illet harfi olmayan fiil

      …………………………………………………                               ………………………………

7-Lefif         6-Nakıs         5-Ecvef       4-Misal                     3-Muzaaf    2-Mehmüz    1-Salim

 

     Fiil, kökünü meydana getiren harflerin cinsi bakımından böyle 7 bölümde incelendiği için, bu yedi bölüme “el-Aksamu’s-Seb’a” denir.

 

     1-Salim Fiil: Kökünü teşkil eden harfler içinde hemze veya illet harfi bulunmayan, aynı harften de iki tane bulunmayan fiildir.

     Sevindi   فرح

     2-Mehmüz Fiil: Kökünü teşkil eden harflerden biri hemze olan fiildir.

     Okudu   قرأ                 sordu  سأل                 izin verdi   اذن

     3-Muzaaf Fiil: Kökünü teşkil eden harflerden ikisi aynı olan fiildir.

     Serpti   رش                Uzattı   مد                  yardı   شق

     4-Misal Fiil: Kök harflerinin ilki vav yahut ya olan fiildir.

     Buldu   وجد                gerekti   وجب            uyandı   يقظ

     5-Ecvef Fiil: Kökünü teşkil eden harflerden ortadaki harf illet harfi (ا و ى  ) olan fiildir.

     Der  يقول             dedi      قال        yürür   يسير            yürüdü  سار

     6-Nakıs Fiil: Kök harflerinden sonuncusu illet harflerinden biri olan fiildir.

     Korktu   خشى                 çağırdı, dua etti   دعا

     7-Lefif Fiil: Lefif fiilin 2 harfi birden illetlidir. Bu iki illet harfi bitişik olursa o fiil makrun lefif, ayrı olursa mefruk lefif’dir.

     Makrun Lefif:    dürdü    طوى                         Mefruk Lefif:    korudu   وقى

 

7-NAKIS FİİLLER (Kane ve Benzerleri): Nakıs fiiller isim ve haber alırlar. Bunlara genel olarak kane ve benzerleri denir.

     Allah her şeyi bilen, her şeyden haberi olandır.            كان الله عليما خبيرا

    

       Bunlar, anlamlarının tam ortaya çıkması için tek başına isimleri yeterli olmayıp habere ihtiyaç gösterirler. Nakıs fiiller denilmesinin sebebi de budur.

 

     Bunlar isim cümlesinin başına gelerek Mübtedayı merfu, haberi de mansub okuturlar.

     1- كان  idi, oldu, olmak, ol” anlamlarına gelir.

     Ahmet zengin idi    كان احمد غنيا           Ahmet zengindir    احمد غنى

     Hasta uyuyordu     كان المريض نائما

     2- صار  oldu, dönüştü” anlamını ifade eder. Bir durumdan başka bir duruma dönüşmeyi belirtir.

     Un ekmek oldu     صار الدقيق خبزا

     3-  اصبح  nitelediği ismin belirtilen sıfata sabah vaktinde sahip olduğunu gösterir.

     Adam (sabah vakti) hasta oldu    اصبح الرجل مريضا          Adam hastadır  الرجل مريض

     4-  امسى  nitelediği ismin belirtilen sıfata akşam vakti sahip olduğunu belirtir.

     Tüccar (akşam vakti) iflas etti       امسى التاجر مفلسا

     5-  اضحى  nitelediği ismin belirtilen sıfata kuşluk vaktinde sahip olduğunu gösterir.

     İşçi (kuşluk vakti) yoruldu        اضحى العامل متعبا

     6-  ظل  nitelediği ismin belirtilen sıfata sahip olarak devam ettiğini belirtir.

     Cadde kalabalıklaştı       ظل الشارع مزدحما

     7-  بات  nitelediği ismin belirtilen sıfata gece sahip olduğunu, o şekilde gecelediğini belirtir.

     Hasta geceyi kıvranarak geçirdi       بات المريض متألما

     Not: Bu beş fil genel olarak “oldu” diye tercüme edilir. Ancak bu olmanın zamanı fiile göre değişir.

     8- ليسdeğildir, hayır” anlamındadır.

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

arapca- fiil-26/12/2009
 

3-EMİR  FİİLLER: Bir işin yapılmasını veya olmasını emretmek için kullanılır.

      Git  اذهب                   öl   مت                  oku  اقرأ   

    

            Emir Fiilin Çekimi

                  Muhatab       Muhataba

Cemi       اذهبن      اذهبوا 

Tensiye    اذهبا       اذهبا  

Müfret    اذهبى      اذهب 

 

 

4-İSMİ FAİL: Fiilden türeyip, bir işi yapanı gösteren kelimeye ismi fail denir. Sülasi mücerret (üç harfli) bir fiilin ismi faili,  فاعل  vezninde olur.

yazıcı        كاتب       ß   yazdı        كتب

öldüren      قاتل       ß   öldürdü    قتل

açan          فاتح       ß    açtı         فتح

     Diğer fiillerin ismi failleri şöyle yapılır: Muzari fiilin başındaki muzarilik harfi atılıp yerine ötreli bir mim harfi getirilir.

      حاسب            يحاسب            محاسب

   

 Not: ismi fail, bazen, isim olarak kullanılır.

     Öğretici, Öğretmen      معلم       ß      öğretmek      علم

     Sürücü, şöför             سائق       ß       sürmek       ساق

 

 

5-MALUM VE MECHUL FİİLLER  (Etgen ve Edilgen Fiiller)

 

     Faili anılan fiil etkendir.

     Öğrenci kapıyı açtı     فتح الطالب الباب    cümlesindeki   فتح  fiilinin faili olan الطالب anılmıştır, dolayısıyla  فتح  Fiili etkendir. Arapçada etken fiile malum fiil denir. 

 

     Faili anılmayan fiil edilgendir.

     Kapı açıldı  الباب فتح   cümlesinde ise,  فتح  fiilini işleyen anılmamıştır. dolayısıyla  فتح  Fiili edilgendir. Arapçada edilgen fiile mechul fiil denir.

 

     Mazi kalıbındaki malum bir fiili mechul yapmak için, sondan bir önceki harf kesre ile, diğer harekeli harfler ise zamme ile harekelenir. Son harfe dokunulmaz.

yazıldı          كتب           ß     yazdı           كتب

düzenlendi    رتب          ß    düzenledi     رتب

öğrenildi       تعلم           ß    öğrendi        تعلم

çıkarıldı        استخرج    ß    çıkardı          استخرج

 

     Muzari kalıbındaki malum bir fiili mechul yapmak için, ilk harfi zamme ile, sondan bir önceki harfi ise fetha ile harekelenir.    

yazılır          يكتب          ß     yazar          يكتب

düzenlenir    يرتب          ß    düzenler      يرتب

öğrenilir       يتعلم           ß    öğrenir        يتعلم

çıkarılır        يستخرج      ß    çıkarır          يستخرج

 

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

arapca- fiil-16/12/2009
 

2- FİİL

 

     Arapçada, fiilin başlıca üç kalıbı vardır:

 

     1-Geçmiş zaman = mazi

     2-Şimdiki, Geniş ve Gelecek zaman = muzari

     3-Emir

 

1-MAZİ FİİL: Bir işin geçmişte yapıldığını veya olduğunu, kesin olarak bildirir.

      Gitti  ذهب             öldü  مات              okudu  قرأ        

      Arapçada mazi siygası, Türkçedeki dili geçmiş ve mişli geçmiş kipleri karşılığıdır.

 

                  Mazi Fiilin Çekimi

                 Gaib         Gaibe        Muhatab      Muhataba

Cemi        كتبتن      كتبتم       كتبن      كتبوا

Tensiye  كتبنا      كتبتما      كتبتما      كتبتا       كتبا  

Müfret        كتبت      كتبت      كتبت       كتبت      كتب

 

     Mazi fiilin olumsuzu 

     1-Mazinin olumsuzu ما  İle yapılır.

     Ahmet gelmedi        ماجاء  احمد

     2- لا  İle olumsuz yapılan maziler gereklilik de ifade eder.

      Onu görmemem gerekir.      لارأيته

 

2-MUZARİ FİİL: Bir işin yapılmakta olduğunu veya yapılacağını gösterir. Hem şimdiki zamanı hem de geniş zamanı ifade eder.

      Gider,gidiyor   يذهب          ölür,ölüyor   يموت           okur,okuyor   يقرأ    

   

                  Muzari Fiilin Çekimi

                 Gaib         Gaibe       Muhatab    Muhataba

Cemi      تكتبن     تكتبون     يكتبن     يكتبون

Tensiye  نكتب     تكتبان    تكتبان      تكتبان    يكتبان 

Müfret       اكتب     تكتبين     تكتب      تكتب      يكتب

 

     Muzari fiilin olumsuzu (Şimdiki zamanın-Geniş ve gelecek zamanın olumsuzu)

 

     1-Muzari fiilin evveline ما gelince Nefy-i hal (şimdiki zamanın olumsuzu) meydana gelir.

     Okumuyor     ما يقرأ

     2-Muzari fiilin evveline لا   gelince Nefy-i istikbal (gelecek ve geniş zamanın olumsuzu) meydana gelir.

     Sormaz, sormayacak       لايسأل

     Not: Çok defa  ما  ile لا  birbirlerinin yerine kullanılmakta

     3-Muzari fiilin evveline لن  gelince, Nefy-i istikbal (gelecek zamanın olumsuzu) meydana gelir. Muzari fiilin sonu da mensub olur.

     Gitmeyecek        لن يذهب

     4-Muzari fiilin evveline  لم gelince, geçmiş zamanın olumsuzu meydana gelir. Muzari fiilin sonu da cezm olur.

     İşitmedi      لم يسمع (ما سمع)

     Not:   لم  İle yapılan menfi  ما  getirmekle yapılan menfiden daha kuvvetlidir.

     5-Muzari fiilin evveline   لما   gelince, geçmiş zamanın olumsuzu meydana gelir. Muzari fiilin sonu da cezm olur. İşin henüz olmadığını (olumsuz durumun süregeldiğini) anlatır.

     Ali bir kitap satın aldı, henüz okumadı              اشترى على كتابا ولما يقرأه

     6-Muzari fiilin evveline bir işin olmamasını istemek için emir  لا  sı getirilir. Muzari fiilin sonu da cezm olur. 

     Kitabı okuma        لاتقرأ الكتاب

 

0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı

Sayfa 1 / 2
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Ücretsiz Blog